19 Temmuz 2010 Pazartesi

Bir atağın anatomisi 1 Farkediş

Şimdiye kadar yazdıklarım benim gerçekten zordu ama bir özet yazdığım için sonuçta çok fazla derine inemedim. Daha fazla derine inmeye gücüm var mı yok mu bundan bile emin değilim. Korktuğumu söylemem gerekiyor aslında bu noktada her kelimeyi yazarken güçlü rolü yapmaya çalışıyorum ve sadece bu dürtü ile bile savaşmak beni çok yıpratıyor. Bu sebeple ne kadar çabalasamda tam olarak yaşadıklarımı anlatamıyorum. Daha iyisini yapmak istesemde hem üzerinden zaman geçmiş olmasından hemde hislerimin kelime karşılıklarını bulamadığımdan çaresiz kalıyorum. Dilerim yaşadıklarımı imkanlar izin verdiğince eksiksiz anlatabilirim ve istediğim duygusal kaynağı oluşturabilirim Bu yazıda son geçirdiğim atağı fark ediş sürecimi ve ardından gelen tedavi sürecini elimden geldiği kadar detaylandırmaya çalışacağım. Bütün yaşadıklarımı, hissettiklerimi elimden geldiği kadar ve belki biraz daha fazlasını anlatacağım sizlere. Sanırım bu benim aşmam gereken bir sınır ve fazla zaman kaybetmeden başlamalıyım.

Öncelikli olarak 3 olay oldu ve bunlar sonucunda kendimi daha fazla kontrol etmeye başladım. İkisi öğle sıcağında yoğun güneşe maruz kalmam ile ilgiliydi. Sıcağa direncim oldukça azdır ve bunun sonucunda çok yorgun düştüm. Dipnot olarak kendinizi mümkün olduğu kadar serin tutmanızı ve bolca su içmenizi, açık renk giyinmenizi tavsiye etmeliyim. Diğer farklılık ise garip bir şekilde psikolojik olarak çöküntüye girmemdi. Bütün iç seslerim ile uzun kavgalara girdim bu süreçte, sanrılar tekrar başladı ardından zaman ve mekanla olan bağlarım zayıflamaya başladı. Öğrendiğim kadarı ile psikolojik durum ile atak geçirme ihtimali doğrudan ilgiliymiş. Psikolojik durum kötüleşince bağışıklık sistemi güçsüzleşiyormuş efendim zaten sonrası malum. Ancak kafamda soru işaretleri yok da değil. Acaba o yaşadığım duygusal buhran atak habercisi miydi yoksa atak tetikleyicisi mi? Bütün bunları yaşadıktan sonra zaten otomatik olarak kontrol moduna girdim ben. Sürekli olarak nerede sorun var diye aramaya başladım kimseye bir şey söylemeden. Sonuçta güçlü rolü oynuyoruz ya hep insanları gereksiz yere telaşlandırmaya da gerek yok. Ayrıca her atak sırasında bunun gerçek olmadığına inanılmak istendiği için büyük tartışmalar bile olabiliyor. Hiçbirine gerek görmedim.

Fark ediş 1.gün: Bacaklarımı kontrol ettim ardından kollarımı, dengemi bir sorun yoktu. Sonra kendime görme konusunda bir kaç nokta belirledim ve bu noktalara belirli aralıklarla tekrar bakarak kötüleşme olup olmadığını anlamaya çalıştım. İlk günde standartlarımı oluşturmaya çabaladım ama elbette bu süreç zordur. Yerden çok yüksekte asılmış bir ipte yürüdüğünüzü düşünün. Amacınız gidebildiğiniz kadar gitmek ve birden bire fark ediyorsunuz ki bir fırtına yaklaşıyor. Eğer ona yakalanırsanız yere düşebilir, parçalanabilirsiniz belki daha kötüsü. İlk şüphe aslında böyle bir dönemdedir. Paranoya ve obsession en üst seviyelere çıkar ve birisi sanki sizi avucuna almış ve sıkıyor gibi hissedersiniz. En kötüsü ise sürekli olarak içinizdeki seslerin tartışmasıdır. Atak, değil, atak, değil.  Bu noktada bir başka önemli etken ise bir anda umursadığınız her şeyin anlamsızlaşmasıdır. Gelecek zaten belli belirsiz görünüyordur önünüzde ve bir anda o da gider. (geleceğe bakış açımı anlatmam gerekiyor başka bir yazıda). Simsiyah bir görüntü kalır, ne geçmişe ne de geleceğe bakabilirsiniz. Şimdiye bakmaya kalksanız zaten acı verici. (atak olma ihtimali %30, kaygı durumu: çok yüksek,)

Fark ediş 2.gün: Huzursuz geçen bir geceden sonra ertesi gün olur tabi. Kabus kıvamında rüyalar görürsünüz ama hatırlayamazsınız ne gördüğünüzü. Sadece bir gündür sizinle olan ve her saniye giderek artan bir yük omuzlarınıza yerleşir. Hareket etmek giderek zorlaşır ve içinizden bir şey yapmak gelmez. Canınızı yakan ne varsa kafanızı dağıtmak için onlara sığınırsınız. Bütün acı hatıralara sarılırsınız sizi şimdiden biraz uzaklaştırsın diye. Soğuk duvarlar en yakın dostunuz olur birden. Geleceğe dair planlar vardır, umurlar taşırsınız içinizde ama bir anda hepsi yok olur. Toz veya kül bile kalmaz geriye. Hani bir tane eski püskü yelkenliniz olduğunu düşünün. Gözün gözü görmediği bir okyanusta sürükleniyorsunuz. Şanslısınız çünkü fırtına yok yakınlarda, şanslısınız çünkü yelkenliniz yüzüyordur. Birden bire fırtınanın geldiğini ve teknenin batacağını hissedersiniz ve bilirsiniz bunu.  Bir noktada kafanızda bunların hepsi dolaşırken diğer taraftada yanıldığınıza inanmak istersiniz. Sonuçta eğer kendinizi atak geçirdiğinize inandırmamanızda gerekiyor bu süreçte. Gerçek olmazsa eğer boşu boşuna kortizon alırsınız ve bu bile başlı başına yeteri kadar kötüdür. Sonuçta kortizon vücut düzenini paramparça eden bir ilaç ve gereksiz alınması kötü sonuçlar doğurur. (atak olma ihtimali %50, kaygı durumu: çok yüksek ve belirsizlikler)

Fark ediş 3.gün: Sol gözümün görüşünde azalma olduğunu hissediyorum ve geçen 2 günde bu düşüncemi doğrular nitelikte. Ancak hala emin değilim ve emin olmama süreci beni bitiriyor. Bu gün hem anneme atak geçiriyor olabilirim dedim hemde benim biricik psikolog arkadaşım Aylin İpek'e söyledim. Annemin üzüldü tabi ki ne kadar üzüldüğünü tahmin bile edemiyorum aslında. Ancak beni sakinleştirmeye çalıştı "düzelir her şey, Allah büyüktür" gibi cümleler söylendi. Rahatlıyor insan düzeleceğini bilmese bile bunu duyunca. İçinde Allah olan bir cümle bir anlığına azaltabiliyor acıları. Aylin ise bu noktada bana daha önce kimsenin yaklaşmadığını bir şekilde yaklaştı ve neler hissettiğimi öğrenmeye çalıştı. Neden birisinin dinlemesine ihtiyacım olduğunu bu anda daha iyi anladım ben.  Bunca yıldır içinizde bir şeylerin büyüdüğünü ve giderek derinleştiğini düşünün. Öyle bir noktaya ulaşmış ki artık o düşünceler olmadan eksik kalıyorsunuz. Kimse sizi anlamıyor diye onca yakınmadan sonra birisi sizi dinlediği zaman gerçekten çok rahatlıyorsunuz. Önemsendiğinizi düşünüyorsunuz ya bence en önemlisi de bu. Anlaşılmaya o derece muhtaçmışım ki anlatamam size bu noktada Aylin'in desteğini tamamen ayrı bir noktaya koyuyorum. Zaten kendisi farkında olmasa da bu blogun açılmasında onun payı oldukça büyüktür. (atak olma ihtimali %65, kaygı durumu: çok yüksek, korku: çok yüksek)

Fark ediş 4.gün: Artık iyice taşlar yerine oturmaya başladı. Günlerden cuma sonra hafta sonu var. Bu süreçte doktorumu rahatsız etmek istemiyorum özellikle hafta sonunda. Pazartesiye kadar bekleme kararı alıyorum hem emin olmak hem de adamı hafta sonu rahatsız etmek istemediğimden dolayı. Annem evdeki diğerlerine bahsetmiş durumda bu ihtimalden ve herkesin gözlerinde o üzüntüyü görüyorum. Bu beni MS'in toplamından daha fazla yıpratıyor aslında. O bakışlarındaki çaresizlik, diyecek tek kelime bile bulamamalarını nasıl tarif edebilirim ki sizlere. Hep anlatamıyorum diyorum ama sorsalar sana nasıl anlatabilirsin ki kendini. Onlarda canın senin, sen 1 kanarsan onlarda yara kalmıyor geriye. Zaten gerçekten ne hissettiklerim ile yüzleşecek kadar cesur değiller, olmalarını da beklemiyorum zaten. Uzun sessizlikler başlıyor ben ise odama çekiliyorum iyice. İnsan kendisinden bile kaçabiliyor bunu çok iyi biliyorum ben. En az sosyal etkileşim en fazla yalnızlık, daha da derinlere doğru batıyorum ama yapabileceklerim sınırlı. Mümkün olduğu kadar serinde kalmaya çalışıyorum. B vitamini iğnesi almaya başlıyorum yine bu gün malum ne kadar fayda o kadar az zarar. Yalnızlaştığımı hissediyorum bu süreçte ve garip biçimde hayattaki izlerimi silmeye çalışıyorum. Sanki tek başıma olursam daha az canım yanacakmış gibi geliyor ama zaten tek başınayım. Evdekiler ilgi gösteriyor ve Aylin'i sürekli olarak yanımda hissediyorum. Şanslı bir adamım ben. (atak olma ihtimali %75, kaygı durumu: yüksek, endişe çok yüksek, rahtlama: orta).

Fark ediş 5.gün: Artık iyiden iyiye eminim ve hastaneye nasıl giderim nasıl ayarlarımın planlarını yapıyorum. Tuzsuz, şekersiz diyetine ufaktan başlıyorum bu gün. Yemekler tuzsuz pişmeye başlıyor evde bende evden uzaklarda kalıyorum mümkün olduğu sürece. Bilgisayarımdan da aynı ölçüde sonuçta kontrol noktamın yanında olduğum süre boyunca sürekli denetim yapıyorum. Bu da takdir edersiniz ki bitiriyor beni. Sürekli sağa gözünü kapa sonra sol gözünü tekrar ve tekrar. Yalnızlık ağır geliyor omuzlarıma bir yerlerde kimsenin olmadığı bir anda hüngür hüngür ağlamak istiyorum ama olmuyor tabi. Zaten ağlayabilen bir adam değilimdir, fiziksel acı çekmek istediğimi fark ediyorum. Bu  isteklerimin tehlikesinin farkındayım aslında ve fiziksel acı çekersem eğer rahatlamayacağımıda. Defalarca yumruklarımı sıkmış bir şekilde buluyorum kendimi bacaklarıma vurma isteği ile birlikte.  Bütün zorluklara rağmen kendimi durduruyorum bu noktada. Sonra bacaklar mosmor oluyor, evdekilerden saklamaya çalış bir dünya. Bu noktanın ve ilerisinin de neleri getirebileceğini bildiğim için bir sınır çiziyorum kendime. Amacım o sınırdan ve bütün acı çekme isteklerimden olabildiğine uzak durmak. Bir yandan da sebebini bilmiyorum ama sanırım acının beni kendime getirmesini umut ediyorum ama yapmıyorum elbette. Sanrılar biraz daha artıyor kaygı seviyemle birlikte (atak olma ihtimali %85, gelecek endişesi: çok yüksek, içe kapanma: çok yüksek)

Fark ediş 6.gün: Artık günlerden pazar olmuş ve ben emin gibiyim. Sonuçta çok erken fark ettiğim için önemli bir adım. Bu gün aslında kayıplardan kazanç çıkarma günü. Geç kalmadığım için sürekli olarak kendime teşekkür ediyorum. En önemli günlerden birisi aslında kabullenip ne yapacaklar belirleniyor çünkü. Bir sonraki adımlar karşılaşılabilecek sorunlar ortaya dökülüp önlemler düşünülüyor. Ne olursa olsun hazır olmakla alakalı. Kesinlikle iyi hissetmiyorum kendimi, çok yorgun ve bitkinim ama pes etmemem lazım. Pes edersem anlamı olmaz hayatın, mücadeleye devam etmeliyim. Ancak aynı oranda da bırakmak ve gitmek istiyorum. Çekebileceğim acılar mı yoksa çektiklerim mi yoksa  çekemeyeceklerim mi en çok yakıyor canımı bilemiyorum. Bu süreçte atladığı bir başka şeyde kendimle konuşma oranımda inanılmaz bir artış olması sanırım bunun sebebi içimdeki konuşma isteğinin artmış olması. Neyse artık atak kabullenilmiş olmakla birlikte başlayacak sürecin bütün o yoğunluğu üzerinize biniyor. Kortizonun dağıtacağı psikolojinizden deli gibi endişe ediyorsunuz ayrıca her gün hastaneye git serum al. Bin bir türlü sıkıntı oluşuyor içinizde ama olsun en azından atak olduğu kesin ve kafam biraz rahat. En azından kafam biraz rahat, iç seslerim sessizleşmiş durumdalar ve hemen hemen hiç sanrı görmedim bugün. Bütün bir gün boyunca uyumak istiyorum, sürekli olara müzik ve oyun oynuyorum ayrıca. Bu arada kardeşimin de DGS si olduğundan onun kaygısını arttırmamak için iyice içime çekilmiştim artık sınavdan çıktığına göre bu kadar kasmama gerek olmayacak kendimi. Yarın doktoru arayacağım bakalım ne diyecek, Acaba ne zamana gel diyecek gibi sorular olmasına rağmen. Kafam biraz rahatlamış durumda. (atak olma ihtimali %95, kaygı seviyesi: yüksek, rahatlama: orta, umursamama, orta)

Burdan sonrasına başka bir gün devam etmek istiyorum. Şu anda o kadar güçsüz hissediyorum ki kendimi sanki her an bayılacak mışım gibime geliyor. Deli gibi kaçmak istiyorum ama bunlar zaten beklediğim durumlar. Hatta gayet güzel bir şekilde idare edebildiğimi bile düşünüyorum. Bakalım bundan sonrası nasıl olacak. Elbette bundan sonra tedavi sürecim başlıyor ve bu süreci de aynı şekilde anlatmak istiyorum elimden geldiği kadar. Şimdilik hoşçakalın...

1 yorum:

  1. Kitabın bu sayfasına bir ayıraç koyup sonra devam edecem..Kitap mı ne? Tabiki hayat kitabı ..Ve senin hayatın.

    YanıtlaSil