22 Aralık 2010 Çarşamba

Ms ve SWOT analizi

Selamlar herkese sizlere daha ilk yazımda söz verdiğim bir analizi(S.W.O.T) yapmaya çalışacağım. Bu yazı süresinde sizlere m.s ile birlikte ortaya çıkan "güçlü yanlarımı", "zayıflıklarımı", karşılaştığım "fırsatları" ve "tehditleri" anlatacağım. Aslında oldukça yorucu bir yazı olacak benim için. Kendimi bir çok konuda öz eleştiri, öz inceleme gibi kriterlerden geçirip bu şekilde kendimi çok daha iyi tanıma ve anlamaya çalışacağım. Oldukça eğlenceli bir yazı olacak anlayacağınız. Yazının bitmesi ne kadar sürer hiçbir fikrim yok aslında. Ancak yine de kendi derinliklerimde gidebileceğim kadar ilerlemek istiyorum. Bakalım yeni neleri keşfedeceğim.

Güçlü yanlarım:
Mantık çerçevesinde düşünmem: Ms gibi bir hastalığa yakalandığımda yapmamam gereken şeyler aslında netti. Fakat daha önce bahsettiğim iç seslerimin de desteğiyle yapmamam gerekenleri yapmaya başladı. Karamsar olmayıp, kendimi üzmemem gerekirken bir anda kontrolü kaybediyordum. Bu dönemde kendi üzerimdeki kontrolümü artırabilmek için çok fazla psikoloji okudum, araştırdım. Daha doğrusu çıkmaz bir sokağa girdiğimde oradan çıkmanın bilimsel, mantık çerçevesindeki yollarını araştırdım hep. 
İnatçılığım: Elbette bzı konularda keçileri kıskandıracak bir inatçılığımın olması oldukça güzel bir şey. M.S ile mücadelem konusunda da bu böyle oldu. Teslim olmayacağımı ve iç seslerimin tekrarladığı o en kötü sonları asla kabullenmeyeceğimi tekrarladım sürekli. En kötü anımda bile bu inatçılığım kurtardı beni ve tekrardan ayağa kaldırdı. Yenilgiyi kabullenmedim ben ve kendimden hiçbir zaman vaz geçmedim. Bir savaşa girmedim elbette MS ile ama iç seslerimle kesinlikle bir savaş vardı. 
Pes etmemem: Bir bebeğin yürümeye çalışmasını düşünün, onun ilk adımlarını. Eğer o düştüğü zaman adım atmaktan vazgeçerse yürümeyi asla öğrenemezdi. Ben de aynıydım eğer kendi önüme koyduğum o engellerde pes etseydim asla ve asla ilerleyemezdim. Bunu en başından beri biliyordum ve inatçılığımla birleşince "deli cesareti" oldu bana. Elbette içi boş bir cesaretten bahsetmiyorum. Mesela bu blogu açmam bir anda verdiğim ve gözümü karartığım bir anda olmuştu ama bunun altyapısını yıllardır yapıyordum. Önemli olan asla pes etmemekti benim için. 
Problem çözme becerim: Bu süreçte bir çok sorunla karşılaştığımı kabul ediyorum. Bunları elimden geldiği kadar anlattım diğer yazılarımda. Ancak her problemin bir çözümü olacağına inandım hep. Bu inançla da çabaladım ve bir çıkış yolunun olduğunu bilmek bile beni oldukça rahatlattı. Elbette her sorun o anda çözülmedi, iş konusundaki engelleri atlamam 4 yıl sürdü. Ancak yine de karşılaştığım her şeyin bir çözümü olduğuna inandım ve o çözüme ulaşabilmek için çabaladım hep. Her şeyin birbirine düğümlendiği o anlardaki davranışlarım ile kısa veya uzun süreli çözümler ürettim kendime. İşte o tarz zor durumlardaki tutumum benim oldukça güçlü bir tarafımdı. İşletmeci deyimiyle efendim "kriz anlarındaki duruşum".
Çıkış yollarına olan inancım: Aslında bu konuyu satır aralarında anlatmıştım ama tekrar etmem gerekiyor. Her zaman bir çıkış yolu olduğuna inandım ve bu sayede ileride olabilecek çıkışlardan çıkabilmek için kendimi hazırladım. Hemen o anda bir çıkış, bir çözüm bulmaktan bahsetmiyorum elbette ancak bir süre sonra ben yeteri kadar güçlendiğimde bir çıkış, bir çözüm bulacağıma hep inandım. Gerçekçi olmak gerekirse inanın bana çok zor zamanlar yaşadım ve hepsini de bir şekilde çözdüm. Onlar kendi kendine düzeldi demiyorum ben bir çıkış yolu bulup o durumdan kurtuldum. MS'in içinden çıkamayacağımız bir durum oluşturduğuna inanmıyorum elbette.


Zayıf yanlarım:
Görmezden gelme: Sanırım MS ile olan bütün ilişkimde en büyük hatam o yokmuş gibi davranmamdı. Bilirsiniz birisi veya bir şey yokmuş gibi davranmak oldukça zordur. Onun orada olduğunu bilirsiniz ama yine de yokmuş gibi davranmaya çalışırsınız. Msi görmezden gelme aynı şekildeydi benim için. Onun orada olduğunu bilincimin her bölümünde bilip yine de yokmuş gibi davranmak bütün enerjimi tüketiyordu. Hatta daha beter batmamı sağlıyordum bu şekilde davranarak çünkü ona sahip olmadığı özellikler ekliyorduk bu şekilde. 
Düşünce hataları: MS'e sahip olmadığı özellikler eklemekten bahsederken aslında düşünce hatalarıydı anlatmak istediğim. Oldukça uzun bir süre boyunca nasıl mücadele edeceğimi bilmediğimi de eklemeliyim. Sonraları düşünce yanlışlarımın farkına varmaya başladım. Örneğin "iç seslerim bana Oğuz sen işe yaramazın tekisin" dediğinde onlara "hayır, ben bir çok işi başardım" diyerek cevap verdim. Bana "Sen hastasın, kimse seni sevmeyecek, sen kendini bile seviyorsun" dedikleri zaman ise "hayır, beni seven bir çok insan var ve ben bütün yanlışlarıma rağmen yine seviyorum kendimi" dedim. Yanlış düşünceler yanlış davranışlara sebep olur bunu çok iyi biliyorum. Bulabildiğim en doğru yöntem ise o iç sesimi karşıma alıp söylediği her cümlenin doğrusunu kurmak oldu. Hala düşünce hatalarım oluyor ama nasıl mücadele edeceğimi biliyorum artık. "David Burns, İyi Hissetmek isimli kitabı herkese öneririm bana çok yardımı oldu bu konuda." 
Kendimi fazla sorgulamam: Elbette kendi içimde çok vakit geçirmemin zararları da vardı. Bunlardan birincisi kendimi fazla sorgulamamdı. Kendimi çok fazla sorgulamam düşünce hatalarına yol açabiliyordu. Elbette yanlış bir düşünceden yola çıkarak ona eklediğim her şey yanlışı daha da büyütüyordu. Bilincim bana "seni kimse sevmeyecek" dediklerinde o cümleye "ben bile kendimi sevmiyorum"u ekleyen bendim. Kontrolsüz biçimde içimde yaptığım yolculukların ters sonuçları oldu hep. 
Kendimle fazla konuşmam: Kendimle fazla zaman geçirmemin bir diğer etkisi ise iç seslerime sürekli olarak konuşma şansı tanımamdı. Kılı kırk yarıp içinde olmayan maddeli bulduğum zamanlar olmuştur. Bu konuda kontrolümü kaybettiğim zamanlar oldu. İç seslerime inandığım onları dost bildiğim zamanlar da oldu. Ancak o seslerin sahibi benim iç seslerim değil sadece yanlış düşüncelerim olduğunu öğrendiğim andan itibaren bir çok şeyi çözmüş oldum. 
Ön yargılar: Yine aynı konu aslında. Yanlış düşünceler beni hep ön yargılara sürükledi. Biliyorsunuz yazı yazıyorum ben ve şöyle bir ön yargı oluşmuştu bende "eğer kendimi iyi hissedersem yazı yazamam." Bu ön yargının büyüklüğünü size anlatabilmem için yazının benim ne kadar önemli olduğunu anlatmam gerekir. Bunun içinde şöyle söylemem gerekir ki yaşamak benim için yazmaya eşittir neredeyse. Kendi önüme ördüğüm en büyük duvarlardan biriydi bu ve sadece ön yargılarımdan güç alıyordu. Aslında ben kendimi iyi hissettiğimde çok daha iyi yazabiliyorum ama o zamanlar bunu fark edemeyecek kadar kördüm. Bunu ön yargıyı atlatabilmek için her şart altında yazabileceğime inandırdım kendimi. Başka ön yargılarımda vardı elbette ama hepsini anlatırsam oldukça uzun bir yazı olur bu. Belki ileride başka bir yazı yazarım. 

Fırsatlar:
Gerçekleri görebilmek: MS ile birlikte karşılaştığım en büyük fırsatlardan birisi artık gerçekleri görebilecek olmamdı. Gerçek dostlar, gerçek sevgililer, gerçek ilişkiler, gerçek bilgi.. Belki de MS olmasaydım hayatımdaki sahtelikleri bu derece fark edemeyecektim ve gerçek bir dostum ne demek olduğunu da asla öğrenemeyecektim. İnanın bana gerçek bir dost, gerçekten sevdiğiniz birisi her şeye değer. İnanın bana, çok farklıdır. 
Hayatın farklı bir yönünü tanımak: MS gibi bir hastalığa sahip olduğumda bambaşka bir dünyaya adım atmıştım aslında. Etrafımdaki insanların neler yaşadığını çok daha iyi biliyordum artık. Bunun ötesinde yeni farkına vardığım gerçeklik ile birlikte o insanlara yardımcı olabileceğimi de fark ettim. Normalde fark edemeyeceğim detayları gördükçe hayatı daha fazla tanımaya başladım. Anladım ki gerçek mutluluk her hangi bir madde ile ilgili değildi. Benimle ilgiliydi, insanlarla ilgiliydi ve bütün bunların farkına varmam MS sayesinde oldu. 
Çok daha fazla bilmek: Gerçekleri görüp hayatın farklı bir yönünü tanıyınca ve bu konular üzerinde düşündüğünüzde daha fazla bildiğinizi görüyorsunuz. Bir de benim gibi bu konuları yazmaya başladığınızda bilginiz misliyle artıyor. Birazdan yazacağım cümleyi tekrarlamak istiyorum "bana hiç MS olmamış gibi yaşamamı sunsa lambadaki bir cin inanın kabul etmem." İşte bilmek benim için bu derece önemli bir noktada. Ms olmasa belki yazıya bu kadar tutunmayacaktım ve kesinlikle bu kadar bilmeyecektim. Bana sunulan çok büyük bir fırsattı MS.
Güçlü yanlarımın ortaya çıkması: Zorluklarla mücadele edip başardığımda kendimin ne kadar güçlü olduğunu gördüm. Bir çok insan hayatında başkalarına güvenir ama ben kendime güvendim. Biliyordum karşıma ne çıkarsa çıksın onunla yüzleşecek kadar güçlü olduğumu. Ayrıca güçlü yanlarımı görüp onları geliştirmeye, zayıf yanlarımı görüp onları ortadan kaldırmaya çalıştım hep. Tekrardan insanın kolayca karşısına çıkamayacak bir fırsattı. 

Tehditler:
Hayattan uzaklaşmak: Kendi içime kapandığım her an hayattan, insanlardan, olaylardan uzaklaştığımı anlamıştım. O kadar kötü bir durumdur ki bu dışarıya karşı tamamen duyarsız kalıyordum. Sanki yapacağım hiçbir şey dışarıya etki edemezdi(düşünce yanlışı). Hayattan uzaklaştıkça içime kapanmaya, içime kapandıkça da hayattan koptuğumu gördüm. Çok önemli bir tehditti benim için. Yaşama sevincimin azalmasında çok büyük etkileri vardı aslında. Çok mücadele ettim ve etmeye de devam ediyorum. Hayat çok güzel ve bir anını bile kaçırmak istemiyorum.
Güçlü yanlarımı köreltmek: Kendi içime kapandığımda ve dışarıyla ilişkimi azalttığımda yukarıda bahsettiğim güçlü yanlarımı köreltiyordum. İnsanlarla konuşmayı unuttuğum, ne diyeceğimi bilemediğim zamanlarım oldu benim ki düşünün her zaman sosyal bir insan olmuşumdur. Kendime inancım kayboldukça da güçlü yanlarım da kaybolmaya başladı. Kesinlikle hayattan silikleştiğim ve kaybolmaya başladığım bir dönemim oldu benim. Güçlü olan ben kaybolup yerini güçsüz birisine bırakıyordu ve bu kesinlikle ben değildim. "Eskiden olsa ben.." ile başlayan çok cümleler kurdum ve inanın bu beni inanılmaz rahatsız ediyordu.
Kim olduğunu unutmak: Hayattan uzaklaşıp güçlü yönlerimin körelmesine izin verdiğimde kim olduğumu unutmaya başladım. Sanki MSten önceki ben çok daha iyi çok daha mükemmel biriyken, şimdi tamamen işe yaramaz birisi olmuştum (düşünce hatası.) 
Kötümser düşünceler: Düşünce hatalarına tekrardan dönmek gerekiyor aslında. Bütün o karamsar düşünceler aslında bu başlık altına girebilir. İlk Ms tanısı konulduğu anda internette okuduklarımdan sonra bende ki "kesin yatalak kalacağım"dan tutun "yaşamımın bir amacı kalmadı"ya kadar uzanan oldukça geniş bir yelpazede bir çok düşünce var aslında. Elbette bunların hiçbiri doğru değildi ve hemen hemen hepsi yanlış düşüncelerden kaynaklanıyordu. Onlardan kaynaklanmayanlar da benim eserimdi. Bu düşüncelerde sürüklenip gitmek oldukça büyük bir tehditti. 
Kendini suçlamalar: Bu gün yazacağım son madde ise kendimi suçlamalarım üzerine kurulu. "Şöyle yapsaydım bunların hiçbiri olmazdı" veya "bunları hak ettim ben" yada "hepsi benim suçumdu", "etrafımdaki herkesin hayatını mahvediyorum" gibi yığınla suçlama var yine. Bir insanın asla ve asla tek sorumlusu olamayacağı olayları kendi üstüme almaya çalıştım. Aslında bunların sorumlusu ben değildim, hak edecek kadar kötü bir şey yapmamıştım veya etrafımdakilerin hayatları mahvolmamıştı. Hepsi düşünce yanlışıydı inanın bana. Bir hastalığı kendi suçum olarak görmek kendime yapabileceğim en büyük günahtı belki de. Bütün bunların sorumlulukları bende değildi ve bende olamazdı hiçbir zaman.  

Şimdilik aklıma gelenler bu kadar dostlar. Eğer ilerleyen zamanlarda eklemek istediklerim olursa onları da eklerim. Kendimi objektif olmaya çalışarak bu derece parçalamam ve incelemem yordu doğrusu beni ama bunları yazmasaydım da eksik kalacağını biliyordum bu güncenin. Şimdilik gidiyorum izninizle, sevgiyle kalın.
Görüşmek üzere..

2 yorum:

  1. o kadar güzel anlatmışsınız ki... insanın kendisini her yönüyle analiz etmesi...en önemlisi kendini tanıması...kendini tanımak kadar zor bir şey yoktur dünyada....çünkü ancak kendini tanıyabilen ve kendiyle savaşabilen insan varolma bilincine varabilir...ve öyle bir şeyle karşılaşırki hayatta insan, hayatın anlamının aslında çok farklı duygularda olduğunu farklı bir g/özle görebilir. bazen imreniyorum size ve hasatalığınıza. ama bu bir hasatalık değil, belki bir kazanım....çok şey belki...
    hayat size hep gülsün inşaallah..
    siz yazın hep lütfen..biz de kendi payımıza düşenleri alalım...
    selametle...

    YanıtlaSil
  2. Her nasıl olursa güzeldir insanın kendi ile yüzleşmesi ,kendinin farkına varması ...Bizim toplumumuzda benliğinizi tanımanız bencillikle karıştırılır hep oysa ki bencillik kendi fikirlerini başkalrına dayatmaktır ,herkesin kendi gibi düşünmesini istemektir ...bu yüzdende yıllardır kim olduğumuzu bilmeden yaşarız taki kendimizin farkına vardığımız zaman anlarız yanlış yaptığımızı ...Senin kendini bulmana MS sebep olmuş benimkine kişisel gelişim çalışmaları ...Şanslıyız yine farkına varabildik kendimizin yaya hiç varamasaydık

    YanıtlaSil