25 Kasım 2010 Perşembe

MS algısı


Şimdiye kadar size başkalarının M.S'liyi nasıl algıladığından veya kendimi nasıl ifade etmeye çabaladığımdan, kendimden nasıl korktuğumdan bahsetmiştim. Ancak kendimi nasıl algıladığımdan bahsetmemiştim. Oldukça zor bir yazı olacak farkındayım ama duygusal anlamda bir kaynak oluşturmak istiyorsam bu yazıyı yazmam gerektiğini hissediyorum. Bu yazıda M.Si nasıl algıladığımı anlatmayı amaçlıyorum. Elbette zamanla değişen bir algı bu. Aydan aya, yıldan yıla, ataktan atağa değiştiğini anlatmayı hedefliyorum. Bu yüzden zamanlara bölünecek bir yazı olacak bu. Üç veya dört belki beş farklı paragrafta o dönemlerden bahsedeceğim ve en sona şimdiki algılama biçimimi ekleyeceğim. Zor bir yazı olacak farkındayım ve tekrardan 6 yıl kadar önceye gitmem gerekecek. Bunu yapabilecek güçte hissediyorum kendimi.


Nasıl M.S olduğumun hikayesini anlatmıştım daha önce ancak ufak da olsa tekrarlamalıyım sanırım. Tam finallerin başlamasına sayılı günler kala göz doktoruna gitmiştim ve o beni tehdit ederek başka bir doktora yönlendirmişti. MR lar çekilmiş plaklarım görülmüş ve hemen ardından Sabahattin Hoca kontrolünde tedaviye başlamıştım. Peki ya içimde neler olmuştu? Geriye dönüp baktığımda büyük bir fırtınada olduğumu hatırlıyorum. Hayatımdaki her şey bu fırtınada yerlerinden sökülmüş gibi hissediyordum. Bütün insanlar, güvendiğim bütün duvarlar, bütün bildiklerim hepsi farklı bir tarafa uçmuştu. Öyle bir hal almıştı ki iç dünyam; her yer parçalanmış, her şey yok olmuştu sanki. Deliler gibi yağmur yağıyordu, ardı ardına çakan yıldırımların ardında. O kadar büyük bir belirsizlik vardı ki bende ne olduğumu, nasıl hissettiğimi bile bilemiyordum. Gerçekten bana neler oluyordu bu süreçte. Uyuyamıyor, başka bir şey düşünemiyordum. Sanki bütün hayatım bir noktada düğümlenmişti. Aslında ben bu düğüme geçen her saniye bir yenisini ekliyordum. Düşünün ki zihninizde kocaman siyah bir boşluk var ve bu giderek büyüyor. İlk öğrendiğim zamanlarda MS bende o siyah boşluktu. Ben ne kadar gizlemeye, "göz ardı etmeye" çabalasam da o derinliklerimde büyüyordu. Büyüdükçe de başka algılarıma sıçrıyor, onları da etkiliyordu. Kısa bir süre sonra artık o baktığım her yerdeydi. Bense ondan kaçmaya çalışıyordum. Elbette ben kaçmaya çabaladığım zaman o bendeki kötü düşüncelerin, siyahlığın yayılmasına da izin vermiş oluyordum. Yaşamanın anlamı giderek azalıyordu bende ve aynı ölçüde de yaşamdan beklentilerim. Düşünce siteminde yaptığım ilk hata buydu aslında.

Zaman geçtikçe kaçmaya çabaladığımı söylemiştim ya gidebileceğim en uzak yere gittim. Böylece bütün zihnimi o siyah boşluğa bırakmış oldum. Düşünüyorum da dikkat etmem gereken ne varsa inatla yaptığım ve ben iyiyim bir şeyin yok cümlesini yüzeysel olarak söylediğim zamanlardı. Hani güneşe çıkmayıp da sürekli fast food yemek gibi. Kendimi sürekli zorladığım zamanlardı, devamlı bir şeyler uğraşıyor yoruyordum kendimi. Düşünce sistemim belliydi, eğer ne kadar düşünmeye vaktim kalmazsa o kadar iyi olurdu benim için. Sonuçta düşünce denizine bir kapıldım mı alıp götürüyordu beni. Sonra bilmediğim bir fırtınanın içinde buluyordum kendimi. En baştan başlıyorduk tekrar ve tekrar kaçıyordum. Bu süreçte hep kendimi anlamaya çabaladım ben ve sürekli olarak yeni şartlara uyum sağlamaya uğraştım. Ancak yeni şartları abarttığımı da söylemeliyim, kendince yorumlamak derler ya işte bende kendimce yorumladım. Dünyayı algılarken zihnimdeki o siyah leke her yere sıçramıştı. Elbette bu süreçte sağ olsun internette yazanlar, okuduklarım bana neler olabileceğini göstermişti. Bir de en kötü senaryoları içinize yerleştirdiğinizi düşünün bu vesile ile. Her an derinliklerinizde taşıdığınız büyük bir korku var. Yarın ne olacak diye gerçek ile tamamen bağımsız bir korku bu. Gerçekten tamamen farklı belki milyonlarca kez abartılmış. Aslında okuduklarımın çok çok büyük bir bölümü benim başıma gelmedi. Büyük ihtimalle sizin başınıza da gelmeyecek, en kötü son yok MSte. Ben şu anda çok çok iyiyim ve bundan sonra ne olursa olsun bu kötü bir son değil. Unutmayalım ki internette okuduğumuz o yazılar gerçek değil, abartılmış ve korkuyla yazılmışlar. Bunların bizi etkilemesine de izin vermeyelim. 

İkinci ve üçüncü ataktan sonra hareket alanım daha da daraldı. Daha fazla yere sıçradı o siyah leke. Daha fazla konuda düşüncemi etkilemeye başladı. İş hayatından tutun da ilişkilerime oradan da dünya algıma kadar bir çok farklı yerde etkisini gösterdi. O kadar küçük bir alana hapis etmiştim ki kendimi anlatamam sizlere. Zihnimin derinliklerinde sürekli olarak bu düşünceler dolaşıyordu ve artık derinliklerde kalmayıp yüzeye de çıkmak istiyorlardı. O düşünceler yüzeye yaklaştıkça ben hayattan geri kaldığımı hissediyordum. Kendi içime kapanıyordum, etrafımdaki insanların sayısı azalıyordu ve her gece yatarken içimde acaba yarın ne olacak sorusu vardı bende. Kelimenin gerçek anlamıyla korkuyordum ama bunu kendime bile ifade edemiyordum. En kötü olasılıkları sıraladığınızı ve bilinç altınızda sürekli bunları büyüttüğünüzü düşünün. Bir süre sonra öyle bir hal almıştı ki artık o düşüncelerin neden kötü olduğunu bile unutmuştum. "Oğuz kafana neyi takıyorsun böyle" diye sorsalar mesela ne diyeceğimi bilemez bir haldeyim. Bir önceki paragrafta bir kördüğümden bahsetmiştim ya onun artık bir çözümü yoktu. Bu noktada bütün zamanımı bu düşüncelerin etkisi altında geçirdiğimi de söyleyemem. Güldüğüm, eğlendiğim, mutlu olduğum zamanlar da oldu fazlasıyla ama hep arka planlanda vardı bu düşünceler. Bu açıklamayı yapmamın sebebi ise aslında ikili bir yaşam yaşadığımdı. Birinde fazlasıyla korktuğum, kaçtığım ve kendimi duvarların ardında bıraktığım. Diğerinde ise "normal" bir hayat yaşamaya çabaladığım, umutlar yaratmakla uğraştığım iki farklı hayat vardı bende. İlkini bir kenara bırakıp ikincisi daha fazla yaşamak istiyordum ama o siyah leke her yeri kaplamıştı. Ondan kurtulmayı deliler gibi istiyordum ama buna cesaretim yoktu. Öyle bir yer almıştı ki bende onsuz nasıl yaşayabileceğimi bilemiyordum. O düşünceleri bırakırsam sanki çırılçıplak, savunmasız bir şekilde kalırmışım gibi hissediyordum. Geriye dönüp baktığımda aslında ellerimi kollarımı bağlayıp savunmasız bırakan da o yersiz ve gerçeğe dayanmayan düşüncelerdi. Şimdi anlıyorum kendime neler yaptığımı. Bunları bana MS yapmadı, o sadece bir hastalık. Tedavisi şimdilik olmayan ama yakın zamanda olabilecek bir hastalık hemde. Onu her şeyin içine dahil eden ve her şeyle ilişkilendiren bendim. Aynı zamanda o büyük siyah lekenin veya o kördüğümün yayılmasına da izin veren bendim. 

Bundan sonra bir farkındalık seviyem daha var. O da bu blogu açmam ile başladı. Duvarları yıkmam ile devam etti. Sonra da o leke kendiliğinden ufalmaya başladı. Bundan 6 yıl önce kendi yarattığım ve yok etmek için uzunca zaman boyunca uğraştığım bir düşünce sistemiydi bu. Şimdi ise bunun ne kadar kolay (elbette süreç bu kadar kolay olmadı, sadece kafamdakinden daha kolaydı) olduğunu anlıyorum. Bütün sürece baktığım zaman ise bu zaferin, evet kesinlikle bir zaferdi kazandığım, ne kadar da büyük olduğunu görüyorum. Aynı zamanda beni ne ölçüde özgürleştirdiğini, o duvarların arkasından çıktığımda dünyaya bakışımın ne şekilde değiştiğini görüyorum. Bu farkındalık seviyesini anlatmam gerçek çok zor, sadece bundan sonra hayatımda ne olursa olsun beni yıkamazmış gibi hissediyorum. Gerçek özgürlüğün ne demek olduğunu deneyimliyorum ben, hiçbir kavrama bağımlı kalmadan yaşamanın nasıl olduğu anlıyorum. Bunları size aktarıyorum çünkü ben yaptıysam siz de yapabilirsiniz. Size kendimden daha fazla güveniyorum ben. Bunu başarabiliriz, hep beraber. 

Sağlıcakla kalın...

7 yorum:

  1. Yüreğine sağlık
    En çok özdeşleştiğim iki yer
    "Şimdi anlıyorum kendime neler yaptığımı. Bunları bana MS yapmadı, o sadece bir hastalık. Tedavisi şimdilik olmayan ama yakın zamanda olabilecek bir hastalık hemde. Onu her şeyin içine dahil eden ve her şeyle ilişkilendiren bendim. Aynı zamanda o büyük siyah lekenin veya o kördüğümün yayılmasına da izin veren bendim".
    "Bu açıklamayı yapmamın sebebi ise aslında ikili bir yaşam yaşadığımdı. Birinde fazlasıyla korktuğum, kaçtığım ve kendimi duvarların ardında bıraktığım. Diğerinde ise "normal" bir hayat yaşamaya çabaladığım, umutlar yaratmakla uğraştığım iki farklı hayat vardı bende. İlkini bir kenara bırakıp ikincisi daha fazla yaşamak istiyordum "

    YanıtlaSil
  2. oguz senin yadıklarını okuyunca birden annemle yaşadığımız ilk hastalığını öğrendiğimiz günler aklıma geldi ...annem hayatı boyunca iğne olmaktan hep korkardı,hatalığını öğrendikten sonra yıllarca kortizon iğnesi oldu ...İlk duyduğumuzda hepimiz çok korkmuştuk anacak sonra annem hastalığını çok sevdi ve hayatında birşeyleri yaptırmak için kullanmaya başladı ...Senin yazdıkların hastalığı anlatmaktan çok hislerini anlatman çok hoş hastalıkla ilgili bilgi zaten her yerde var ancak çekenmi bilir hekimi dersen çeken derim ...Çok aydınlatıcı oluyor hislerini deneyimlerini yaz seni okuyanlar yanlız olmadıklarını hissetsinler ...Bende blogumda yaşadıklarımı yazıyorum okuyan bir kişiye bile yanlız olmadığını hissettirirsem ne mutlu bana...

    YanıtlaSil
  3. Yazılarını okuyorum ..Bunu bilmeni istedim..

    YanıtlaSil
  4. Teşekkür ederim Adsız, yorumun çok önemliydi.

    @Serpil. Teşekkür ederim bildiğin gibi anlaşılabilme konusunda sorunlarımız var. Ben de kendimden yola çıkıp hepimizi anlatmak istiyorum. Bu sayede bir kaynak oluşturmayı düşlüyorum. Aslında çeken ve etrafındakiler bilir ama pek konuşamazlar birbirleriyle. Sen de bilirsin mesela. Elimden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyorum. Anlaşıldığımı hissetmek ne kadar güzel. Çok teşekkür ediyorum burada bıraktığın sesin için..

    @Papuç Bunu biliyorum sevgili Pabuç ve inan bana minnettarım. Seni yanımda hissetmek çok güzel :)

    YanıtlaSil
  5. merhaba ben de geçen ay ögrendim ms oldugumu 1 aydır hayatım tam anlamıyla degişti ama hastalık degiştirmedi hayatımı ben degiştirdim kendimi boşlukta hissediyorum yazılarını okudum umarım bende başarabilirim....

    YanıtlaSil
  6. merhabalar çok geçmiş olsun diyorum sana. kendini nasıl hissettiğini tahmin edebiliyorum inan bana ve aynı ölçüde de başarabileceğine de inanıyorum. eğer bir sorunun, sıkıntın veya konuşmak istediğin bir konu olursa bana mail atabilirsin.
    geçmiş olsun diyorum sana...

    YanıtlaSil
  7. seninle gurur duyduğumu ve her daim yanında olduğumu bilmeni istiyorum. gerçekten seviliyorsun...

    YanıtlaSil