Tanıdığım bildiğim her MS hastasınıın ortak olarak yakındığı bir konudur bu. Kendimden biliyorum ama bunun ötesinden gözlemlediğim ve olduğuna emin olduğum bir konu var MS hastaları anlaşılamıyor. Anlatamıyorlar kendilerini belki kendilerini bile anlamıyorlar. Bu konudan daha önce yüzeysel olarak bahsetmiştim ama şimdi daha detaylara inmek istiyorum. Neden bu anlaşılma ihtiyacımız ve neden anlatamıyoruz gibi sorulara cevap bulabilmek amacım.
Öncelikli olarak bir sıkıntınız olduğu zaman birisine anlatırsınız ve eğer anlatmazsanız bu içinizde büyür, giderek canınızı yakar. Her insanda bu böyledir biz çözüm sunmasa bile anlatmanın iyi hissettiren bir etkisi vardır, rahatlatır. Bir MS hastasında ise durum farklılaşıyor. Deliler gibi anlatmak istediklerinizi anlatmaya gücünüz olmuyor. O gücü bulduğunuzda ise bir bakmışsınız anlatacak kimse yok. Duvarlara anlatmalar başlıyor bu dönemde, gölgeler ile konuşmalar. Kendi içinde sürekli bir konuşma hali ve geveze iç sesler. Neden o gücü bulamıyor diye sorarlarsa eğer anlatmak aynı zamanda yüzleşmek de demek. Yüzleşmek ise aynı zamanda onun gerçek olduğunu kabul etmek demek. Yani biz birisine durumumuzu, hislerimizi anlattığımızda hem MS ile yüzleşiyoruz hem de MS bilinç seviyesinde gerçekliğini doğruluyoruz. Herkesin bu doğrulamadan kaçtığını ve normal, MS'siz bir hayat için uğraştığını da ekleyelim. Aslında anlatmaktan korkar hala geliyoruz özellikle de duygularımızı. Eğer onları başkaları bilmezse bizde unuturuz sanıyoruz. Bilinç altımızdan gelen bir kaçınma dürtüsü bu. Sonuçta insan canını yakan şeylerden kaçınır ve korkar. Eğer etrafımızdakiler bizim ne düşündüğümüzü bilmezse diye düşünürüz biz onları kontrol altında tutabiliriz. Sanki habis bir ur gibi kimse bilmezse yayılmayacağını düşünürüz ama öyle olmaz. Sonra bir noktaya gelinir, anlatacak o kadar çok şey birikmiştir ki artık anlatma ihtimali kalmaz hepsini birden. Yüzleşilmesi gerekenler o kadar çoğalmıştır ki yakınına bile yaklaşmayız ve korku giderek artar.
Anlatacak insan bulamayız ayrıca. Diyelim bir gün ne hissettiğimizi anlatmayı kararlaştıralım ki hepimiz yapmışızdır bunu. Kimse o gün bize "nasıl hissettiğimizi" sormaz. Eveti nasılsın diye sorarlar ama nasılsı nın cevabı "iyiyim" olur. Sonuçta biz her noktada "Güçlü" görünmek zorunda kalırız. Bu güçlü rolu o derece büyür ki nasıl hissettiğimizi anlatsak insanlar deli olduğumuzu düşünür deriz. Gerçekten de öyledir içimizde olanlar normal bir insan için çok fazladır ama bu bizim normal halimizdir. Birisi bize gelip nasıl hissettiğimizi öğrenmeye çabalaması gerekir ki anlatalım. Yoksa "iyiyim" der geçeriz. Ancak bu kişi genel olarak yoktur. Neden yoktur? diye sorarsanız hemen anlatabilirim. Düşünün en yakınınız çocuğunuz, torununuz, yeğeniniz belki arkadaşınız, sevgiliniz, eşiniz bir hastalığa yakalanıyor onun da tedavisi yok. Geleceği belirsiz, ne zaman olacağına dair hiçbir şey belli değil. Sürekli düşünceli görüyorsunuz onu yüzü hep gülüyor ama bir şeyler var. Artık farklı birisi olmuş. Derinleşmiş hatta öyle ki o derinlere inerse boğulacağından korkar. Evet korkar, o derece korkar ki yüzleşmenin yanına bile yaklaşamaz. Yok sayarsa geçeceğine inanır ama değişen bir şey olmaz. MS'li yanına o derinliklerde birilerini ister, olması için yalvarır diğer tarafta da aile o derinliklerden kaçınır. Bu sebeplerden ötürü zaten ne MS'li anlatma fırsatını bulur ne de aile gerçekte neler olduğunu anlama.
Neden güçlüyü oynuyoruz sorusu gelir akıllara. Düşünün, hayal edin etrafınızdaki herkes. İstisnasız herkes sizin için üzülüyor. Birkaç gün önce neşe dolu olan ailenizin gözlerinde o ışığı göremiyorsunuz. Tekrardan mutlu olmaları için sizin iyileşmeniz gerekir ama buda ihtimaller arasında yok. O halde iyiymiş taklidi yaparsınız ki bilmesinler. Bilmezlerse geçer sanırsınız, geçerse mutlu olur sanırsınız. Bu da böyle olmaz iki uçlu başka bir değnek durumu. İçimize kapanır ve gölgelerle dost oluruz buda bizi bitirir. Eksildikçe eksiliriz, tükendikçe tükeniriz. Oysa tek ihtiyacımız olan şey ne hissettiğimizi anlatabilmektir. Maalesef MS bu noktada farklı bir hastalık oluyor.
Bu durumu düzeltirsek eğer aileler "ne hissediyorsun" diye sorup cevaplardan korkmaz ise eğer hayat standartlarımızın yükseleceğine inanıyorum. Bu bilinç büyük bir farklılık yaratabilir bence. Hasta da aynı şekilde cevaplamaktan korkmamalı. Unutmayın aldığınız "iyiyim" cevabı büyük ihtimalle gerçek değildir ve deşilmeyi beklemektedir. Bu cevabı alıyorsanız eğer sorgulamalısınız. Merak etmeyin veya korkmanıza gerek yok zaten alacağınız cevap bu blogda okuduklarınızdan çok farklı olmayacaktır. En azından duyabileceğiniz kadarı ile farklı olmayacaktır. Bu yüzden var ya bu blog. Bu yüzden anlatıyor, deşiyorum ya kendimi sürekli olarak.
İyi bir psikoloğun bu konuda faydalı olacağına inanıyorum. Sağlık psikolojisinde uzmanlaşmış bir psikolog gerçekten farklılık yaratabilir elbette. Ancak ondan da önemlisi ailelerin, arkadaşların, sevgililerin tutumu. Bunu değiştirmeliyiz işte. Ben karar aldım ve "nasılsın" sorusuna "iyiyim" diye cevap vermiyorum. Dürüst oluyorum eğer soru samimi ise ve kötüyüm diyorum eğer kötüysem. Neden diye sorulursa da ufak ufak anlatıyorum. Yüzleşmeliyiz, kaçarak geçmiyor hayat. Birisi beni dinlediğimde ne derece rahatladığımı biliyorum. Lütfen bunu yapın.
Hep söylüyorum tekrarlayacağım. Benim bir düşüm var daha yaşanabilir bir dünyaya dair ve bu düş için elimden geleni yapacağım. Gelin benim düşümü paylaşın ve etrafınızdaki MS'lilerin ne hissettiğini öğrenin. Daha da ileriye gidip etrafımızdaki insanların ne hissettiğini öğrenelim ve bir farklılık yaratalım. Yapabiliriz buna tüm varlığımla inanıyorum ve güveniyorum size. Gelin bir farklılık yaratalım.
Kendinize dikkat edin olur mu. Allah herkesin yardımcısı olsun. Sağlıcakla kalın.

''Gelin benim düşümü paylaşın ve etrafınızdaki MS'lilerin ne hissettiğini öğrenin. Daha da ileriye gidip etrafımızdaki insanların ne hissettiğini öğrenelim ve bir farklılık yaratalım. Yapabiliriz buna tüm varlığımla inanıyorum ve güveniyorum size. ''
YanıtlaSilPeki tamam.. tüm yazıdan cımbızla çekilmiş cümlelerin bunlar işte.. Onların ne hissettiğini artık nasıl bir dünyaya baktıklarını dünyayı nasıl gördüklerini ,yaşamlarını değiştiren bu durumla yaşamanın düşüne dünyasında kaç köşeli değişimlere yol açtığını,hayattaki renklerin sayısının değişip değişmediğini öğrenmek istiyorum hatta dinlemek için zamanımı vermeyi de seçiyorum.
..ama cümlelerimin onu rahatsız edip etmeyeceği sorusu hep kafamı kurcalıyor..Aceba yanlış bir şey söyler miyim ,aceba bu soruyu sorsam yanlış anlaşılır mıyım, bu sözümle onun canını sıkar mıyım....gibi kafama takılan bir yığın soru.Önce hastalıktan öte şahsını tanımaya mı çalışsam yoksa hastalıkla birlikte mi tanısam bunun bile cevabını bilemiyorum.Ama her şeye rağmen dinlemek/düşünmek ve anlamak istiyorum.
Kitabı okumaya devam Pabuç...
Kitabı okumaya devam Pabuç...
YanıtlaSilyanlış bir şey söyler miyimi endişe etme. içinden geldiği gibi davran.
ve teşekkür ederim. benim için anlamı büyük...
Allah yardımcın olsun. ''Nasılsın?'' diye soruyorum. Güzel cevaplar ümidiyle.
YanıtlaSilAllah hepimizin yardımcısı olsun teşekkür ederim. Çok daha iyiyim aslında en son duygu durumu yazımdan sonra güzel gelişmeler oldu. Bu blogun çok önemli katkısı var ve bunu derinliklerimde hissediyorum. Aslında bütün gelişmeleri buraya yazmak istedim ama sanırım bir sonraki "duygu durumu" yazımda detaylı olarak anlatacağım. İyi olduğum bilinsin ama çok daha güçlüyüm ve çok daha inançlıyım...
YanıtlaSilTeşekkür ederim...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSilBu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSil