Geçen atağımda 3 olay oldu demiştim. 3 tane oldukça ciddi ve etkili olay olmuştu ancak bu sefer sadece bir olay oldu ve onun da atağa sebebiyet vereceğine inanasım gelmiyor pek. Önce onu anlatayım size. İş yerinden ayrıldım. Yerime yaz stajyerleri gelebilsin diye gibi deli saçması bir sebeple hemde. Benim içim üzücüydü aslında. Yaptığım işi seviyordum, birlikte çalıştığım insanları seviyordum. Arkadaşlarım oymaya başlamıştı. Ayrıca ben oraya kadroya alınabilmek için girmiştim ama bu kadar saçma bir sebeple iş haddime son verildi. Üzüldüm ama atak geçirmeme sebep olacak kadar da üzülmedim doğrusu. Bu sene hiç hasta olmadım ve güneş altında uzun süre kalmadım. Atak geçirmem için geçerli hic bir sebep olmamasına rağmen demek ki düşündüğümden daha fazla üzmüş beni iş olayı. Bilinç altımda bayağı bir fırtına kopmuş demek ki. Bunların hepsi deneyim elbette. Neyse ben lafı fazla uzatmadan konuya döneyim.
1.Gün: İşten ayrılırken elime kaynar su dökülmüştü ve parmaklarımda bir miktar hissizlik vardı. İlk gün bu hissizliğin arttığını fark ettim. Her halde vücut kendini iyileştiriyordur diye önemsemedim de. Atak olduğu aklımın ucundan bile geçmedi. Normal bir durum diye bakıyorum oluya. Sağ elimin işaret parmağımın ucunda hafif bir uyuşukluk olarak başladı ilk günde.
2.Gün: 2.Gün de uyuşukluk parmağımın ucundan biraz daha aşağılara indi ve baş parmağıma sıçradı ama hala atak olduğundan şüphelenmiyorum. Hasta olmamışım, moralim bozulmamış neden şüpheleneyim ki? Aklımın ucundan bile geçmiyor.
3.Gün: Uyuşukluk artık baş parmağımın altında avucumun içinde kalan bölüme sıçradı ve parmaklarımın geri kalanında da görülmeye başladı. Burada uyuşukluk kavramını biraz açmam gerekir sanırım. Hani parmaklarınıza Japon Yapıştırıcısı damlar da onu kazıyana kadar dokunma duyunuzun bur kısmını yitirirsiniz, aynı onun gibi. Parmak uçlarımdan bahsettim ya sanki sertleşmiş ve daha az hissediyorum gibi. Atakların açıklanmasında, anlatılmasında zorluk çektiğimizi bildiğim için elimden geldiği kadar detaylandırmak istiyorum. Aileme anlatırken kullandığım bir diğer yöntem de bacağın uyuşması gibi olduğunu söylemekti. Hani bacağınız uyuşur sonra ayağa kalktığınızda karıncalanır ya ve karıncalanan bölgeye dokunduğunuzda gıdıklanma tarzında bir duygu hissedersiniz ya ben de bir yere dokunduğum da ona benzer bir duygu hissediyordum. Sanırım yeterli betimlemeleri yaptım. İleriki bölümlerde gerekirse eklemeleri yaparım.
4.Gün: Hem parmaklarımda ki hem de avucumda ki uyuşma artık iyice artmış durumda. Artık atak olması durumu aklıma geliyor ama daha önce de söylediğim gibi atak olması için hiç bir sebep yok. Bunun yerine kendime dedim ki madem atak olması için bir sebep yok o halde atak benzeri bir durumdur. Aklıma da yatmıştı aslında geçiş mevsimlerinde olurdu taklitçi atak benzerleri. Aileme de bu şekilde söylüyordum hep atak değildir.
5.Gün: 5. günde bir süreliğine dışarıya çıkmıştım ve sağ bacağımda diz kapağımın hemen üstünde aynı uyuşukluğun olduğunu fark ettim. Diz kapağımın üstünden itibaren 15 santim kadarlık bölgede aynı uyuşukluk vardı ve yürürken beni inanılmaz rahatsız ediyordu pantolonun sürtmesinden dolayı. Atak olma ihtimali büyük orunda artmıştı ama hala bir sebep yokmuş gibi geliyordu ve o ihtimali hep göz ardı ediyordum. Nasıl olsa atak ise eğer ne yapılacağı belliydi. Ayrıca bugün doktorumu aradım ve bana atak olma ihtimalinin olduğunu ama biraz daha beklememiz gerektiğini söyledi.
6.Gün: Elimdeki ve bacağımdaki uyuşukluk gün geçtikçe artıyordu ve bende evet atak olabilir, atak gibi duruyor demeye başlamıştım. Yazının başında bahsettiğim değişmem burada çok net görülebiliyordu. Gerçeği söylemem gerekirse umurumda değildi pek. Alışmıştım artık süreci o kadar iyi biliyordum ki endişe etmeme gerek kalmamıştı. Nelerin olabileceğini biliyordum, olabileceklerle nasıl başa çıkacağımı biliyordum. Hatta şöyle söyleyeyim benim ms ile ilgili en büyük korkum sağ elimi kullanamamamdır. Sonuçta yazı yazıyorum ve yazı benim hayatımın en önemli parçalarından birisi. Sağ elimi kullanamamam yazı yazamamam anlamına geliyor ki daha korkuncu yok benim için ve bu atak sağ elimden geliyordu. Ancak bunu da umursamadım. Sol elimle yazmayı öğrenirim dedim kendime. Adamlar ayakları ile yazıyor ben sol elimle mi yazamayacağım. Öncesinde en çok korktuğum şeyden artık korkmuyordum ve bu hep yüzleşmek ile olmuştu.
7.Gün: Sağ elim bacağım derken sağ koluma da sıçrayınca kesin olarak atak dedim artık. İşin garibi bunu çok olağan karşılamamdı. Bu süreçte sürekli olarak kafamda kurmadım, endişe etmedim.Msi hayatımın bir parçası olarak görmemle ve onu yaşantıma dahil etmemle alakalıydı hep. Ondan kaçmayıp, onunla yüzleşmem ve onu kendimin bir parçası olarak görmem bende ki bu rahatlığın sebebi olmuştu.
8.Gün: Hafta sonu olduğu için doktorumu aramadım ve belki diyerek bir kaç gün daha beklemek istedim. Belki gerçekten atak değildir. Hani olmaz ya umutları işte. Uyuşukluk sağ kolumu kaplamaya başlıyor bu günde ama geceleri kabuslar görmüyorum.
9.Gün: Artık uyuşukluk sağ kolumu kaplamış durumda ve bacağımdaki uyuşukluk kasıklarıma kadar gelmiş. Elimin ise tamamı aynı şekilde. Artık kesin atak. Yarın olsun doktorumu arayacağım ve tedaviye başlayacağım artık.
10.Gün: Sabah saatlerinde doktorumu arıyorum ve ona durumumu anlatıyorum. Ciddiyi olmayan bir atak olabileceğini söylüyor bana ve kan tahlillerimi yaptırıp yarın onu aramamı ekliyor. Kan tahlillerini yaptırıyorum ve ertesi gün sonuçlarımı aldıktan sonra arıyorum. Gel diyor bana ve arabaya binip Cerrahpaşa'nın yolunu tutuyorum. Gittiğimde doktorumun annesinin vefat ettiğini öğreniyorum ve başka bir doktora görünüyorum. O da yazıyor kortizonlarımı ve o gün başlıyorum tedaviye. Elbette bunları bir sonraki yazımda anlatmak istiyorum. Başınız sağ olsun Sebahattin hocam, dualarımız hep sizinle.
Son olarak kısa bir not düşmek istiyorum. Bu süreci bu kadar hafif atlatmamın sebebi daha önce de söylediğim gibi kabullenmem ve mse karşı olan mücadelemde aldığım yol olabilir. Bu sebeple kabullenme sürecim daha kısa sürmüş olabilir. Bir sebep daha var ki ataktı değildi sürecini yaşamamış olmamdır o da. Bu sebeple o sürecin getirdiği ağır yükün altında kalmamış olabilirim. Moralim bozulmamış, canım sıkılmamış olabilir. Bu doğru olsa bile mücadelemde başarılı olmamış olsaydım bu kadar kolay atlatamazdım. Bundan eminim işte. Yaptığımız hiç bir şey boşuna değil dostlar ve inanan bana hepsine fazlasıyla değiyor. Kalan bölümü ilaçlar bittiği zaman yazarım. Hadi öpüyorum hepinizi.
Bir süre sonra okadar alışıyorsunki hayatının normal akışı haline geliyor...Hastalığını kabullenişin çok güzel ancak çok ince bir çizgi var hastalığını sevmeye başlarsan ve bunu kullanmaya başlarsan sorun orada farklı boyuta geçiyor ...Her ne yaparsanyap mücadeleyi bırakma hastalığın seni yenmesine izin verme kendini güçlendirecek herşeyi dene...Pisikolojik yardım al ,kaslarını güçlü tut sağlıklı beslen ve en önemlisi yaşama dört elle sarıl ...Aslında bu söylediklerim sadece senin içindeğil hepimiz için geçerli böyle yaşamalıyız...Yolun aydınlık ve açık olsun...
YanıtlaSil