16 Aralık 2011 Cuma

Bir atağın anatomisi, tedavi

Cumartesi günü sabahı evden çıktım. Amacım Cerrahpaşa'ya gitmekti ama yola çıktığım zaman anlıyorum ki oraya gitmem mümkün değil. Evde araba yok yani beni kimse götüremez. Çok acil bir çözüme ihtiyacım var yoksa tedaviye başlamam gecikecek ve bacağımın durumu kötüleşecek. Normal devlet hastanesinde kortizonu yazarlar mı diye düşünmüştüm zaten. Bu yüzden de önündeki tek yol en yakın hastanenin aciline gitmekten geçiyor. Bacağımın durumun oldukça kötüleştiğini görüyorum yol boyunca. Bir kaç gün daha beklemeye tahammülüm yok. Hatta keşke dün gitseydim diye düşünüyorum içimden. Acildeki doktora durumu anlattığım zaman tabi ki yazarız diyor ve orada 10 günlük kortizon yazdırıyorum. 7 gün bana hiçbir zaman yeterli gelmemişti ve bu sefer için 10 gün yeterli olacaktır. Aslında bütün o Cerrahpaşa'ya git, sıra bekle ve diğer her şeye bir kısa yol yaptım. Ancak bu noktada çok önemli bir uyarım olacak benim. Eğer o an için imkanınız var ise hastanenize, doktorunuza gidin. Çünkü en doğru tanımı ancak onlar yapabilir. Benim bu yoldan gitme sebebim hastaneye gidemeyecek olmam ve geciktikçe daha da kötüleşmemden korkmam.  Ancak siz doktorunuza gidin ve atak olup olmama konusunda daha doğru bir karar verin. Benim sabah yola çıktığımda en ufak bir şüphem yoktu atak konusunda.

Tedavi 1.gün: Paşabahçe Devlet hastanesi acilinde aldım ilk kortizonu. Geçen atak bu güne 5 ay geçmiş olması tam olarak bir önceki atağı unutmamı engellemişti. Zaten doktorlar da hemşirelerde hatırlıyorlar beni. Daha önce hiç bu kadar sık atak geçirmemiştim. Bunun garipliği var üzerimde. Ayrıca biraz da rahatlama var hani her şey netleşip kortizona başlayınca gelenlerden. Zaten biliyorsunuz babanem hastanede ve açıkçası bana ne olduğu çok da umurumda değil. Çok da kafama takmıyorum bu yüzden, endişelenebileceğim çok daha önemli konular var. Bugün benim için önemliydi öncelikle eğer olmasaydı Cerrahpaşa'ya kadar gidemezdim ve tedavim ertelenirdi. Bunun geri dönüşü belki pek de güzel olmazdı. İkincisi ise bu tarz durumlar için bir şekilde kendi başımın çaresine bakabildiğimi öğrendim. Biliyorsunuz şimdiye kadar bütün hastane işlerini tek başıma yaptım ve bu bana ayrı bir özgüven verdi. Ayrıca bu gün artık tüm acabaların bitip her şeyin başladığı gün. Bir şekilde iyileşeceğimi biliyorum. Benim için yeterlidir. Toplam uyku: 1 saat

Tedavi 2.gün: Sabah uyandım ve giyinip hastaneye doğru yola koyuldum. Çok fazla bir mesafe olmasa da biraz yürüme yolu var ve o gözümde inanılmaz büyüyor. Yürüdükçe sol bacağım ağrıyor ve zaten güçsüz olduğu için de yürümem iyice zorlaşıyor. Ancak hastaneye gitmeyi başardım. Zaten dönüşte yürümeye halim olmadığı için taksi tutuyorum. Yapacak başka bir şeyim yok. Hastanede klasik damar yolu tıkanması sendromu ile serumun bitmesi biraz uzun sürse de o geçen zamanı kitap okuyarak değerlendiriyorum. Bu arada iki gündür tuzsuz, şekersiz diyetine başlamışım. Günde iki öğün tavuk yemekten yakında gıdaklamaya başlarım elbet. Aralarda başka yemeklerde yapmalıyım kendime diye düşünüyorum bolca. Bir ara tuzsuz pilav yaparım güzel olur. Ayrıca bu gece yatmadan önce sakinleştirici aldım uykuma yardımcı olması için. Uykusuzluk beni çok yoruyor ama inanın gece boyunca yapabileceklerim de çok sınırlı. Biraz olsun o boşa geçen zamanı azaltmak için aldım ilaçları. Yoksa uyumamak çok sıkıcı. Toplam uyku: 2.5 saat

Tedavi 3.gün: Bugün beni kuzenim bırakacak.Arabayla gideceğimiz için de benim için çok güzel olacak bu gelişme. Her ne kadar bacağımdaki ağrı azalmış olsa da ve daha fazla yürüyebilecek gibi hissetsem de benim için harika. Hastanede güzel ve keyifli sohbet ediyoruz onunla. Aslında insan hastanelere gittikçe farklı bakmayı da öğreniyor. Mesela orada serum aldığım bu 5.atağım benim ve hemşirelerden tutun doktorlara kadar hemen hemen herkesi tanıyorum acilde. Onların beni tanıması önemli değil. Kimin nasıl bir kişilik yapısı olduğunu görüyorum, gelen diğer hastaları gözlemliyorum. Onların mücadele yöntemlerini anlamaya çalışıyorum bu zaman içerisinde. Herkes bir şekilde üstesinden gelmeye çalışıyor yaşadıklarının. Kimisi başarıyor, kimisi ise başaramıyor. Kimisinin zamanı gelmiş ve aşmış bir çok şeyi, kimisi ise hala bir işaret beklemekte. Aslında bekledikleri işaretin kendi içlerinden geleceğini henüz göremiyorlar. O işaret içimizde dostlar ve onu sadece biz ortaya çıkartabiliriz. Uyku için ilaç almaya devam ediyorum. Normalde çok fazla etkilemese de en azında fazladan 1 saatlik bir uyku uyumuş oluyorum. Toplam uyku 2.5 saat.

Tedavi 4.gün: Sabah erkenden kalktım ve yola koyuldum. Bacağımın biraz daha düzeldiğini hissediyorum. En azından yürürken yorulmuyor ve merdiven inerken ağrı olmuyor ama hala ayağımdaki güçsüzlük aynı şekilde devam etmekte. Bunu kafama takmıyorum çünkü daha büyük bir gelişme olması için çok erken. Hastaneye gidiyorum tek başıma ve geçen ataktan tanıdığım doktorla karşılaşıyorum. O da beni tanımış olmalı ki gülümsüyoruz birbirimize. Bu günün en güzel tarafı damar yolumun kapanmamış olmasıydı. Bu sayede serum normal vaktinde bitti. Ben de hastane de boşuna oyalanmadım. Ayrıca dönerken taksiye binmeye gerek duymadım yani bacağım eve dönüş yolunu kaldırabilecek kadar güçlenmişti. Beni mutlu eden gelişmelerdi bunlar. Bir diğer yandan nasıl hissettiğimi anlatmak istiyorum biraz. Pek duygulardan bahsetmediğimin farkındayım. Bir alışmışlık var üzerimde. Bütün olacaklara karşı hazırlıklıyım. Kolay değil yedinci atağımdayım ve artık süreci çok iyi biliyorum. Bir diğer taraftan da içimde neden tekrarladı sorusu dolanıyor. Pek umursamasam da bilinçaltında olduğunu biliyorum. İşten ayrılmam, babanemin hastalığı elbette etki etmiştir ama ben neden bu kadar hassas olduğumu merak ediyorum. Acaba hayata karşı duruşumda bir eksiklik mi var ki çok hızlı bir şekilde etkilenebiliyorum. Zihnimi fazla kurcalayan sorular değiller ama serum bitene kadar geçen zamanda onları da düşünmüyor değilim. Bununla birlikte kendimi güçlü hissediyorum, inançlıyım. İnancım bunun da üstesinden gelebileceğime. Kendimden fazlasıyla eminim ve bu eminlik sayesinde yıkılmıyorum. Dediğim gibi bu yedinci atağım ve çok daha kötülerini görmüştüm ve şimdi nasıl üstesinden geleceğimi de biliyorum. Moralim yerinde, keyfim de fena değil, ne istediğimi ve neye ihtiyacım olduğunu biliyorum bu süreçte. Sadece biraz yalnız hissediyorum ailem günün çok büyük bir bölümünü babanemin yanında geçirdikleri için. Çoğunlukla fiziksel bir yalnızlık çünkü desteklerini her şekilde ifade etmeye çalışıyorlar. Bir de hissettiğim bir duygu daha var ve tam olarak isimlendiremiyorum. Ancak korku olduğu tahmin ediyorum o duygunun. Atak arası zamanın azalmanı ve kış atağı geçirmemden kaynaklanan derin bir korku. O korkuyla da mücadele etmem gerekecek en yakın zaman içerisinde. Daha ne olsun iyiyim ben. Toplam uyku:2 saat

Tedavi 5.gün: Tipik bir hastane gezisi ile başlıyor günüm. Kortizonu alıp eve dönüyorum. Dönerken de tavuk ve türevi yiyecekler alıyorum ki tuzsuz diyetime devam edebileyim. Oldukça sakin bir gün aslında. İyiyim, keyfim yerinde. Moralimi en üst düzeyde tutmaya çalışıyorum ve kafamdaki bütün soruları da ileriki bir tarihte cevaplanmak üzere öteliyorum. Doktorumla konuştuğum zaman bir çok cevaba ulaşacağımı biliyorum ve daha önemlisi durumumun çok kötü olmadığının da farkındayım. Bu şekilde olunca sadece şimdiyi yaşıyorum ve süreci en iyi atlatmayı amaçlıyorum. Daha önce dedim ya artık deneyimliyim diye aynı şekilde neleri yapmam gerektiğini çok iyi biliyorum. Ayrıca bu gece uyku ilacı almıyorum. Kendimi oldukça yaratıcı hissediyorum ve bu yaratıcılığımı kullanma peşindeyim. Kurgulanmayı bekleyen iki güzide hikayem var ve uyumak yerine onlarla uğraşmak beni daha fazla mutlu ediyor ve dinlendiriyor. Toplam uyku: 1 saat

Tedavi 6. gün: Pek uyumamış olmanın da etkisiyle evden çıkmam biraz güç oluyor ama önemli değil. Hastaneye gider ve geri gelirim. Zaten pek yorgun da değilim. Garip bir etkisi var bende kortizonun. Uyuyamıyorum, dinlenemiyorum ama yorgun da hissetmiyorum. Sadece geceleri canım sıkılıyor o kadar. Onunda çözüm yolları çokça var. Hastanede sıradan bir gündü. Damar yolumun tıkanmamasına pek mutlu oluyorum. Oyun oynayıp, film izlediğim bir gün geçiyor bu şekilde. Gece yine uyku ilacı almıyorum. Hikayelerim beni beklerken uyumak olmaz tabi. Bütün gece onlarla uğraşıyorum. Dinleniyorum bu şekilde, iyi geliyor bana. Yazmayı seviyorum ve rahatlıyorum bu sayede. Toplam uyku: 1 saat

Tedavi 7.gün: Hastanede biraz karışıklık olsa da sistemle alakalı biraz uğraşınca çözülemeyecek bir şey değildi. Canım sıkıldı biraz sadece bu kadar. Bunun ötesinde normal bir gün daha geçti. Doktorumu aradım ve 3 gün daha devam etmek istediğimi söyledim. Bana hiçbir zaman 7 gün yetmiyor zaten. Bunu bildiğim için 7 değil 10 günlük yazdırmıştım kortizonu. Kendini tanımalı insan :) Doktorumla konuştum ve kararımdan bahsettim. Tedavin bitince bir ara gel durum değerlendirmesi yapalım dedi ve bende kabul ettim. Haftaya bir ara onunla görüşüp nelerin değiştiğini ve nelerin değişmediğini konuşacağım artık. Az kaldı 3 gün daha devam edecek ve bitecek.  Toplam uyku: 1 saat

Tedavi 8. gün: Bugün artık yürüme sorunlarımın büyük ölçüde çözüldüğünü görüyorum ve bundan dolayı mutlu oluyorum. Yürümemde çok büyük bir engelim olmasa da artık daha dengeli ilerleyebilmek kendimi iyi hissettiriyor. Ayrıca artık geriye çok fazla bir kortizon kalmadı ve bundan sonrası göz açıp kapayıncaya kadar geçecektir. Tedaviye başlayalı beri hep içimde olan bu süreci mümkün olan en iyi psikolojik güçle atlatmak istediğim için çok fazla düşünmeden geçen bir gün. Düşünüp, karaları bağlamanın çok anlamı yok bence. Şu anda benim için en önemli olan tedavi süresini en iyi atlatabilmek. Ayrıca günlerdir derinliklerimde konuşan yaramaz iç seslerimin bugün seslerini duymaya başladım. Sonrasında susturdum onları ama biraz canımı sıkabildiler. Zaman ne gösterirse ona göre davranırım. Önemli olan şu anı atlatabilmem. Toplam uyku: 1 saat

Tedavi 9.gün: Artık geriye kadar son iki gün ve her ne kadar hastaneleri seviyorum desem de sıkılmaya başladım ufaktan. Ayrıca boğazımda hafif bir ağrı hissettim. Bu ağrı oldukça önemliydi çünkü kortizon bağışıklık sistemimi baskı altına aldığı için bağışıklık sistemim çalışmıyor. Bu da bedenime girecek en ufak bakterinin, virüsün çok hızlı yayılacağı anlamına geliyor. Bu sebeple acilde ki doktora durumu anlattım ve o da antibiyotik yazdı bana. Hala kendim üzerinde tam kontrole sahibim. Hala istenmeyen düşünceleri zihnimden uzak tutabiliyorum. Bu şekilde daha güçlü oluyorum. Toplam uyku: 0 saat

Tedavi 10.gün: Son kortizonu da aldım ve hastaneye sevimli bir hoşça kal dedim. 10 gün kortizon aldıktan sonra yapacak pek bir şey kalmıyor. Sadece beklemek ve ona göre oyun planını belirlemek var. Aslında oldukça zorlayıcı bir sürecin içerisinde atak geçirdim ve bütün o karmaşayı oldukça iyi yönettiğimi düşünüyorum. Sonuçta bu atak benim için bir çok özelliğe sahipti. Başta kış atağı olması ve bir sene içerisindeki ikinci atağım olması gibi. Ancak bir diğer taraftan bu zor süreç ile mücadele yöntemim kendimle gurur duymamı da sağladı. Artık şunu çok net fark ediyorum ki ms bana zarar veremez ve sadece ben kendime zarar verebilirim. Bu farkındalık beni daha yukarılara taşımaya yetiyor. Evet bu blogu açmadan  öncesine göre çok da yükseklerdeyim şimdi .Dinlenmeli, kendimi toparlamalı ve ilerisi için kendimi hazırlamalıyım. Ayrıca bu atağın bana öğrettiği bir şey daha var ki duygusal konularda çok hassas oluyorum. Bu hassaslığımın sebeplerini bulmalı ve bir dengeye götürmeliyim. Sonuçta her iniş, çıkışta atak geçirirsem olmaz. Sanırım bu dinlenme sürecinde araştıracağım en temel konu bu hassaslığım olacak. 10 günlük toplam uyku: 12 saat

Okuduğunuz, destek verdiğiniz için teşekkür ederim dostlar. Varlığınız bana harika bir destek oluyor inanın. Şimdi izninizi istiyorum. Unutmayın gelecek hepimiz için çok güzel olacak. Hep birlikte başaracağız bunu.


Görüşmek üzere...

1 Aralık 2011 Perşembe

Bir atağın anatomisi, Fark ediş

Hepinize merhabalar. Yedinci atağım ile tekrardan karşınızdayım. Bu yazılarda size hem bu atağımın sebeplerini anlatmaya çalışırken bir diğer taraftan da farkediş ve tedavi sürecini detaylandırmak isteyeceğim. Ancak bu farkediş süreci biraz oldu bittiye geldiği için çok fazla detay veremeyebilirim. Böyle olursa özür dilerim hepinizden.

Önce neden atak geçirmiş olabilirim sorusuna cevap arayacağım. Atak geçirmeden yaklaşık bir hafta önce kadar 4.5 aydır çalıştığım işyerinden iş yerinin maddi sıkıntıları dolayısıyla çıkartıldım. Benim için üzücüydü çünkü kendime yeni bir hayat kurma planları yapıyordum. Gelecek hedeflerim şekillenmeye başlıyordu ve bir anda hepsi ertelendi. Üzücüydü dedim ya hani herkese veda etmek gibi dramatik olaylarda oldu. Ancak kendimi heba da etmedim. Sadece üzüldüm diyordum kendime nasıl olsa başka bir iş bulurdum. Bir diğer taraftan da babanem yaklaşık 10 gündür hastanedeydi ve durumu ciddiydi. Ben babanemin ellerinde büyümüşümtür ve onu inanılmaz derecede severdim. Onu o şekilde görmek beni paramparça ediyordu. Bu noktada hayatımda iki tane duygusal karmaşa oldu. Her gün babanemi ziyarete gidiyordum ve her gün biraz daha eksiliyordum. Şimdiye kadar hiç kış atağı ve bir sene içinde iki kere atak geçirmemiştim. Demek ki herşeyin bir zamanı varmış hayatta. Bu sebeplerle benim için önemli bir ataktı. Kontrolü elden bırakmamam gerektiğini göstermişti bana. Bir diğer taraftan aklım hep babanemde olduğu için başka bir şeyi önemsemiyordum. Ancak yaramaz bilinçaltımda bütün düşünceler kendine biryerler bulmuş sanırım ve bu atakda onların ortaya çıkması oldu. İleriki zamanlarda son 4 yada 5 atğımın sebeplerini anlatmaya çalışacağım bir yazı yazacağım ve hep beraber ortak noktaları bulmaya çalışacağız. Ben lafı fazla uatmadan fark ediş sürecimi anlatmaya başlamak istiyorum.

Fark ediş 1.gün: Sol ayağımda bir güçsüzlük fark ediyorum. Sol ayağımı sağ kadar yukarı kaldıramıyorum. Atak olabileceği aklımın ucundan bile geçmiyor. Grip oldum diye geçiyor hep aklımdan, canım da sıkkın biraz ondandır. Belki incitmişimdir kasımı diyorum kendime. Atak benzeri bir şeylerde olabilir. Teoride ben yılda bir atak geçiyorum ve bu yıl yıllık atağımı geçirmişim. Zaten bu mevsimde hiç atak geçirmedim. Aslında birkaç gün önceden garipliği fark ediyorum ama hiç ciddiye almıyorum. Atak olma ihtimali: %5

Fark ediş 2.gün: Ayağımdaki güçsüzlük devam ediyor ama artıp artmadığını anlayamıyorum. Kafamda başka, daha önemli şeyler olduğu için çok da umursamıyorum aslında. Ne olursa olur diyorum ama geçmemesi içimdeki şüpheyi arttırıyor. Atak olma ihtimali %20

Fark ediş 3.gün: Hala artıp armadığını tam olarak ölçemiyorum kendimi düzenli olarak test etmediğim için. Ancak güçsüzlüğün arttığını hissedebiliyorum. Yürümekte sanki biraz yalpalıyormuşum gibi hissediyorum. Akşam yaptığımız testler sonucunda iki ayak arasında gerçekten büyük bir güç farkı olduğunu görüyoruz. Atak olsa bile umurumda değil. Aynı zamanda bacağımda ağrılar başlıyor ve ağrıların atak habercisi olup olmadığını öğrenmek için doktorumu arıyorum ama ona ulaşamıyorum. Bununla birlikte hayatımda daha önemli şeyler oluyor ve zerre kadar umurumda değilim kendimin. Atak olma ihtimali: %40

Fark ediş 4.gün: Bugün doktoruma konuşytırum ve o pazartesi gelmemi söyliyor. Eğer çok kötüleşirsem haftasonu acile gidebileceğimi de ekleliyor. Çok çok büyük ihtimalle atak geçiriyorum. Yürürken sendelediğimi hissediyorum ve bu biraz canımı sıkıyor. Kortizon aldıktan sonra düzeleceğimi bilmeme rağmen bütün o hastaneye gitme, serum alma süreci gözümde büyüyor. Canımın sıkkınlığının boyutu oldukça büyüror ama çok da umurumda değil. Aklım hep babanemd, ben önemli değilim diyorum kendime. Atak olma ihtimali: %80

Fark ediş 5.gün:  Artık bugün atak olduğundan kesinlikle eminim. Yürümem oldukça zorlaştı ve oldukça yoruluyorum. Bir yandan da ilk atağımdaki yürüyememe zamanlarım aklımın ucundan geçiyor. Biraz hüzünlü bir nostaji oluyor benim için. Ancak geçmişin derinliklerinde çok zaman geçirmek istiyorum. Bu sefer o kadar kötü olmayacağım ama yine de hüzünlü bir hatırlama oluyor benim için. Ayrıca atağın oldukça hızlı ilerlediğini düşünüyorum ve bu yüzden pazartesi beklemek istemiyorum. Yarın kan tahilili yaptırıp Cerrahpaşanın yolunu tutacağım büyük ihtimalle.



22 Ekim 2011 Cumartesi

Geçen 1.5 yılın özeti

Size biraz bu günceyi açtığımdan bu yana geçen 1.5 seneyi özetlemek istiyorum. Amacım neleri başarıp neleri başaramadığımı görmek. Böylece eksiklerimin farkına varıp yürüdüğüm yolu tekrardan kurgulayabilirim. Bu yazıyı yazma amacım şu anda bulunduğun nokta ile geçmişte bulunduğum noktayı karşılaştırmak ve gelecekte olmak istediğim yere nasıl gideceğimi keşfetmekten ibaret.

Bu yazı boyunca güncemin bende yarattığı değişimleri anlatacağım. Bunun içinde değişimleri gruplara ayırdım onları anlatarak ilerleyeceğim.

1. Bu sınıflandırmalardan ilki "kabullenmek" adını taşıyor. Öncelikli olarak bu tarz bir günce açmanın, korkularını, hissettiklerini anlatmanın çok zor olduğunu söylemeliyim. Sonuçta kendimden bile sakladığım en derin sırlarımı anlatıyorum burada. Bu karanlık sırları anlatabilmek, yüksek sesle söyleyebilmek aslında benim onları kabullenmemi sağladı. Kabullenmek aslında benim kaçmaktan vazgeçmemi sağladı. Kabullenmek ise kaçmaktan vazgeçmemi. Bir korkunuz olduğunu düşünün. O korkuyu yenmenin en önemli yolu o korkuyu başkalarına anlatmaktır. Emin olun kimse size korkularınızdan dolayı gülmeyecektir. Hatta onunla yüzleşebildiğiniz için size saygı duyacaklardır.

2. İkinci aşamada ise "yüzleşme" bölümü geliyor. İlk aşamada MS'i kabullendikten sonra sıra onunla yüzleşmeye gelmişti. Şöyle düşünürüm hep, karanlık bir gecede bir şey tarafından kovalanıyorum. Ben hiç durmadan kaçıyorum ondan, nasıl daha kolay kurtulacağımı düşünmeden. İlk aşama olayı ve neden kovalandığımı düşünmekse eğer ikinci aşama beni kovalayanla yüzleşmektir. Bunun için kaçmayı bırakıp arkama bakmam gerekir. Bu sayede gerçekte neyin peşimde olduğunu öğrenebilirim. Bu yüzden bu aşamanın bir diğer ismi gerçeği araştırmak. Ben hep susuyordum ama içimdeki o yaramaz sesler konuşmaya devam ediyordu. Şu an çok net görebiliyorum ki o seslerin söylediklerinin neredeyse tamamı yalan. Bu aşamada ayrıca o sesin söyledikleri ile kendi gerçeklerimi karşılaştırdım. Çıkan sonuç düşündüklerimin çok büyük bir bölümün yanlış olduğunu gösterdi bana. Aslında amansızca kaçtığım şey o kadar da korkunç değilmiş. Bu aşama en az ilk aşama kadar zordu benim için. Aslında yüzleşmek etrafımıza ördüğümüz duvarları görmekti. Evet, biz sürekli olarak duvarlar ördük çevremize.

3. Üçüncü aşamaya ben "yüzleştirme" diyorum. Bu aşamada kendinizle ilgili keşfettiklerimi başkaları ile paylaştım. Tanıdığım hemen hemen herkese;aileme, arkadaşlarıma güncemi okutmuş ve anlattıklarımı onlarında bilmesini sağlamıştım. Bunu yapmaktaki amacım keşfettiklerimi onlarında öğrenmesini sağlamaktı. Benim içimde nasıl yaramaz sesler vardıysa onlarda da aynı sesler vardı. Bu yüzden kendi içimdeki sesleri susturduktan sonra onlardaki seslerle ilgilenmem gerekiyordu. Ayrıca bu aşama tedaviye giden en önemli bölümdü. Anlatmak gördüğüm gerçeklerin iyice zihnime işlemesini sağlamıştı. Ayrıca yıllarca içimde tuttuklarımın dışarıya çıkmasını sağlamıştı ki nasıl bir mutluluk olduğunu tarif bile edemem. Bunun için uyguladığım yöntem oldukça basitti. "Nasılsın?" diye soranlara gerçekte ne hissettiğimi açıkladım. Artık kimseden gizli saklım kalmamıştı ve bu beni harika hissettiriyordu.

4.Dördüncü aşamada artık bu yolculukta güçlü ve güçsüz yanlarımı öğrenmiş bulunuyordum. Bunu öğrenmek bana neleri yapmam gerektiğini anlatmıştı. Bu aşamanın bir diğer ismi de "eksiklerimi fark etmek"ti. Ayrıca bu aşama kendimi geliştirme adına çok önemliydi. Çünkü yapmam gerekenler burada ortaya çıkıyordu. Bir mslinin hayata bakışını anlatırken, neler hissettiğimi fark etmiş ve kötü duygularımı nasıl yenebileceğimi görmüştüm. Hep korku örneğini veriyorum ve ondan devam etmek istiyorum. Bir korkunuz var ve onu yenmek istiyorsanız eğer onunla yüzleşmek her zaman iyi bir yöntemdir. Duygu eğer korkudan daha karışık ise onu adlandırmak onu çözmek anlamına geliyordu. Birbirine karışmış bir ip yumağı düşünün. Onu nasıl açılabileceğini bulmaktı bu aşama.

5. Beşinci aşamada artık fark ettiğim eksikliklerle mücadele etmeye başlamıştım. Artık güçlü ve güçsüz yanlarımı öğrenmiş ve güçlü yanlarımı daha güçlendirmeye, güçsüz yanlarımı ise güçsüzleştirmeye çalışıyordum.Sonuçta artık yapmam gerekenler büyük oranda yönteme bağlanmıştı. Bana kalan ise yapmam gerekenleri yapmaktı. Daha doğrusu bu bloğu yazmak benim için çok zordu. Ancak bunu bırakmamam gerekiyordu. İnanın içimdeki o sesler bana bırakmam için binlerce sebep sunuyordu ama ben onların dediğini yapmadım. Çünkü bir savaşsa bu onu kazanmak istiyordum. Asla bir savaş olmadı evet ama yapmam gerekenleri çok iyi biliyordum.

6. Altıncı aşamanın ismi biraz uzun, kısaltamadım " küçük zaferlerden büyük mutluluklar çıkarma ve yenilgileri büyütmeme." Daha önce bahsettiğim gerçekleri görmek ile alakalı bu madde. Her yazıyı yazdıktan sonra kendimi tebrik ettim. Gelen her güzel yorumun ardından ne kadar harika bir iş çıkardığımı söyledim kendime. Aslında ufacık olaylardı ama ben hep büyüttüm onları. Büyütmeliydim çünkü benim için çok önemli başarılardı. Aynı şekilde kendimi anlattığım her insanda aynı şekilde hissettim. Kendini ödüllendirmek çok önemli. Cezalandırmayı bırakıp kendini ödüllendirmeli insan.

7. Yedinci aşamaya "yeni bakış açısı" diyorum. Bu aşamada artık hayata farklı bir gözle bakmaya başlamıştım. Bu bakış açısında eskiden yapmadıklarım, korktuklarım, kaçındıklarım artık ulaşılabilir olmuştu. Artık bir şeyi yapmadan önce defalarca düşünmüyordum veya vazgeçmiyordum korkularıma yenik düşüp. Düşünün ki kendinizi geri çektiğiniz şeyleri yapıyorsunuz. Ben yaptım, korkmadım ve başardım.

8. Daha önce küçük korkularımla yüzleşmiş ve yenmiştim. Şimdi sıra artık en büyük korkularımdaydı. Korkularımı isimlendirmekten bahsetmiştim ya daha önceki maddelerde. Ben en büyük korkumu, en çok kaçtığım şeyi biliyordum "çalışmak". Bu korkumun sebebini daha önce anlatmıştım. Staj yaparken atak geçirmemle alakalıydı ve sonrasında kaçar olmuştum ondan. Şimdi ise onunla yüzleşmem gerekiyordu. Onu yenmeliydim ki artık bıraktığım hayatımı geri kazanabileyim. Kendi ayaklarımın üzerinde durmak için onu yenmeliydim. En başından beri bu korkunun farkındaydım. Ancak yüzleşmeye cesaretim yoktu. İlk kademede herkese iş aradığımı söyledim ve bulunan her yerle görüşmeyle gittim. Yenmeliydim, hayatımı korkarak geçiremezdim. Sonuç mu şu anda çalışıyorum. En büyük korkumu yendim bu sayede, çok önemli. En büyük korkusunu yenebiliyor insan. Bunu asla unutmamalı. Her ne olursa olsun, kişi isterse her şeyi başarabilir.

9. Küçük zaferlerin tadını çıkardım evet ama artık çok büyük bir zafer kazanmıştım. O kadar özgür ve güçlü hissediyordum ki kendime beni hiçbir şey yıkamaz artık demeye başlamıştım. Etrafımdaki herkes de bunu görmeye başlamıştı. İlginçtir onlarında bana bakışı değişmişti. Bir anda eski elleri, kolları bağlı olan benden tamamen başka birisine dönüşmüştüm. Bu dönüşüm süreci çok zordu belki. Belki defalarca kez vazgeçmek istedim ama şu an görüyorum ki olduğum yerde olabilmek için yaptığım her şeye sonuna kadar değerdi.

10. Onuncu ve son aşamaya "güçlü olmak" diyorum. Bu aşama biraz daha "artık bu oyunda bende varım" demek gibi. Artık bu hayatta bende varım. Ben eksik değilim aksine ben bir çok insandan daha tamım. Ben bir çok insandan daha güçlüyüm ve ben o bir çok insandan daha fazla kendimim. Artık hayatın tadını çıkarmanın vakti gelmişti. Artık ne sevmekten, ne sevilmekten ne de başka bir şeyden korkuyordum. Hepsi benim hakkımdı ve hakkımı almak istiyordum. Sevmek dedim ya hani bilirsiniz ilişkiler korkutucudur bizim için. Artık değildi ben sevebilir, sevilebilirdim. Ayrılırsam da sorun olmazdı artık. Ben kendimdim, başkası değildim ve ne olursa olsun üstesinden gelebilirdim.

Bu şekilde bir özet geçmek istedim. Şu geçen 1.5 senede hayatımda nelerin değiştiğini anlatabildiğimi umuyorum. Şunu çok iyi biliyorum dostlar "biz her şeyi başarabiliriz.". Biz çok özeliz ve çok güçlüyüz. Lütfen asla mücadeleyi bırakmayalım ve asla buraya kadar demeyelim. Unutmayalım ki hayat devam ediyor.

Kendinize iyi bakın.

4 Ağustos 2011 Perşembe

Duygu durumu

Merhaba sevgili dostlar. Biraz nasıl hissettiğimi anlatmak istiyorum ve hayatımda ki değişimlerden bahsetmek de istiyorum. Öncelikli olarak son atağımın üzerinden neredeyse iki ay geçti. Kendimi çok iyi toparladığımı düşünüyorum, düşmedim bile neredeyse. Her şey hazırlıklı olmakla alakalı ve bir şekilde yaşadıklarınla güçlenmekle. Evet atak kötü bir şey. Krtizon aldığın zamanlarda astanede yatmak veye her ğün kendine iğne yapmakta aynı şekilde. Ancak bir diğer yandan bu sürecin size kattıklarını anlatmakla bitiremezsiniz. Biraz kendi içinize doğru bakmanızı ve oradan objektif sonuçlar çıkarmanızı önerebilirim. Ms bize kendimizi tanımamız için verilmiş mükemmel bir fırsat diyebiliriz mesela. Bununla birlikte Elimdeki uyuşukluk geçmedi. Çok rahatsız etmese de beni varlığını unutturmuyor. Kortizon aldıktan sonra doktorum bana Neruda diye bir ilaç önerdi uyuşukluğun geçmesi için. Gerçekten de bir parça işe yaradığını hissediyorum. İkinci kutuya başladım onda, umarım çok daha faydasını görürüm. Koruyucu tedaviyi bırakmıştım zaten, bunun da rahatlığı var bende. Zaten bende pek bir işe yaramıyordu.

Bunların haricinde başka neler yapıyorum anlatayım hemen. İş arıyorum, film dizi izleyip oyunu da ekledik mi bir de kitap okumayı ve yazıyı da unutmadık mı oldukça yoğun bir şekilde yaşıyorum aslında. Amacım daha fazla düşünebilmek, daha fazla görabilmek. Bu beni hayatımda daha fazla söz sahibi yapıyor. Beni daha güçlü kılıyor ve yıkılmam zorlaşıyor. Bunlar çok önemli dostlar. Kendimizi en iyi şekilde tanımalıyız. Kendimizi tanıdıkça çünkü mücadele gücümüz artıyor. Öz farkındalığımız ne kadar fazla ise o kadar dik durabiliyoruz sorunlar karşısında. Buna lütfen dikkat edelim dostlar, çok önemli çünkü. Hayat kalitemizi ancak bu şekilde yükseltebiliriz.

Bir diğer taraftan başka bir çılgınlık daha yaptım. Aslında bunu çok uzun zaman önce yapmam gerekirdi ama kısmet şimdiyeymiş. Bir psikologla görüşmeye başladım. Henüz iki seans görüşmüş olmamıza rağmen çok iyi geldi bana. En azından birisine ne düşündüğünüzü anlatabiliyorsunuz. Bunun yarattığı farklılığı anlatmam mümkün değil inanın. Çok sevimli bir bayanla sürdürüyoruz terapiyi ve onu oldukça başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Kavacıkta Beykoz Belediyesinin açtığı bir psikolojik danışma merkezi var. Tamamıyla ücretsiz. Sadece gidip isminizi yazdırıyorsunuz ve onlar sizi geri arıyor. Hepinize tavsiye ederim. En azından psikologum M.S i biliyor ve çok büyük yardımı olacaktır. Bana güvenin ve bunu yapın. Hayat kalitemizi ancak bu şekilde yükseltebiliriz. Ancak bu şekilde devam edebiliriz hayatımıza. Kendimizle yüzleşmekten korkmayalım dostlar. Elimizden geleni yapalım.

Gitmeden önce size bir kaç kitap tavsiye etmek istiyorum. Hepsi kendinize yardım bulabileceğiniz çok güzel kitaplardır. Okuyun lütfen.

1. Evinizdeki Terapist, Dr. Dennis Greenberger
2. İyi Hissetmek, David Burns
3. Kişi Olmaya Dair, Carl R. Rogers

Görüşmek üzere dostlar...

10 Haziran 2011 Cuma

Bir atağın anatomisi, tedavi

Evet efendim en son kan tahlillerimi almıştım ve doktorumu aramıştım. Ancak doktorumun annesi vefat ettiği için onunla görüşememiştim. Doktorumun sekreteri beni alt katta asistanlardan birisine yönlendirdi. İşte bir kaç basit, fiziksel testten sonra atak olduğum kesinleşti ve kortizonları yazdırdım hemen. 7 günlük kortizon yazdı ve iki tane de mide ilacı, malum kortizonun mideye yaptıkları hasarı en aza indirmek amaç. Doktorumla konuşamadan ama ilaçlarımı yazdırmış olarak çıktım hastaneden. Zaten babamla gelmiştim ve ilk serumu nerede alsak diye konuşmaya başladık. Cerrahpaşa da da alabilirdim veya evimin yolu üzerinde bulunan Paşabahçe Devlet Hastanesinde de. Aslında burada vurgulamam gereken bir kaç nokta var. İlki atak tanısı koyulup, ilaçlar yazıldıktan sonra ne kadar rahatladığım. Tamam bu atağı çok dert etmemiştim ama yine de bir yük bunlar. Kesinleşip, tedaviye başladığınızda ise bu yükün büyük bir bölümü ortadan kalkıyor. İkincisi ise yanınızda birisinin olmasının getirdiği rahatlık. Şöyle söyleyeyim size ben son 4 atağımda hastaneye hep tek gittim. Biraz kafamı dinlemek istiyordum evet, o ilk şok ile kendim yüzleşmek istiyordum evet ama yanınızda birisinin olması ayrı iyi geliyor insana. Binanın dışında dursa bile yalnız olmadığını hissediyorsunuz ve tavsiyem bu noktalarda çok yalnız kalmamanız yönünde. Şimdi gelelim tedavi sürecine.

1.Gün:  Cerrahpaşadan çıktıktan sonra yolumuz doğru Paşabahçe acil. Pazartesi olması ve saatin öğleyi çoktan geçmiş olması sebebiyle bir hayli kalabalık. Yeni bir sisteme geçmiş hastane. Yeşil, sarı, kırmızı olarak 3 farklı acil polikliniği oluşturulmuş ve hastalığın ciddiyetine göre de yeşilden kırmızıya doğru birisine giriyorsunuz. Ancak önce yeşilde muayene olmak gerekiyor ve bu yüzden çok sıra var. Biraz bekledikten sonra sarının doktorundan rica ettim sağ olsun kabul etti ve hemen yattım serum almak için. Bir 20 dakika kadar serumu aldıktan sonra da kortizonum bitti ve eve dönüş yoluna çıktık. İlk gün aslında beklediğim gibi sakin geçti. Ailem alışmıştı, ben alışmıştım ve oldukça rahat geçti benim için. Elbette biraz burukluk vardı ama hiç gözyaşı görmedim ben ve bu oldukça güzeldi. Tek bir soru var kafamda o da acaba bu sefer uyku düzenimde bozulmalar olacak mı? (ilk günün sonundu uyku süresi:1 saat)

2.Gün:  2. gün kardeşimle çıktık yola. İşte hastaneye gittiğimizde erken olduğu için kimse yoktu hatta yeşil oda bile kapalıydı. Doğrudan sarıya gittim ve hemen bağlandı serum. İkinci günün pek bir özelliği yok aslında. Kendimi kortizonun olası yan etkilerine hazırlama günüm diyelim. Moralimi en üst düzeyde tutmaya çalışıyorum. İleride olabilecek kortizon depresyonu durumları için zihnimde soru bırakmamaya çalışıyorum bu süreçte sonra içinden çıkılması güç bir hal alıyor o sorular ve sorunlar. Ayrıca tuzsuz, şekersiz diyetime de her atakta olduğu gibi oldukça dikkat ediyorum. Aynısını size de tavsiye ederim.   (ikinci günün sonundu uyku süresi:3 saat)

3. Gün: 3 günün sabahında saat 4 gibi uyandım. Bir önceki gece 1 saat civarında uyuduğum için yorgun hissediyordum ama ikinci gecede ki o 3 saat kendimi yeniden doğmuş gibi hissetmeme yetmişti. Bu noktada şu ufak bilgiyi paylaşmak istiyorum. Uyuyamazsanız bile bence uzanmalı ve elinizden geldiği kadar dinlenmelisiniz. Ayakta olduğunuzda ertesi gün çok daha zor geçiyor en azından bende hep böyle oldu. Erkenden kalktığım için sabah saatlerinde canım çok sıkıldı ve 6.30 gibi çıktım evden. Bir başka ilginç bilgi ise insan uyuyamadığı zaman 24 saatin oldukça uzun olduğudur ve bir türlü geçmek bilmediğidir. İnsan uyumak zorunda olmasa iddia ediyorum hayat çok daha farklı yerlere sürüklenebilirmiş. Ayrıca moral olarak kendimi üst seviyede tutmayı başardığımı hissediyorum. Bu oldukça güzel ve atak belirtileri de hızlı bir şekilde iyileşiyor bu apayrı güzel. Mutlu oluyorum.   (üçüncü günün sonundu uyku süresi:4 saat civarında

4.Gün: Geldik dördüncü güne. Bana göre yarısını geçmiş oluyorum bu vesile ile ve bu başlı başına güzel bir duygu. Aslına bugün hastaneden çıktıktan sonra sosyal tesislere gitmek ve martılara simit atmak istiyordum ama işler pek istediğim gibi gitmedi. Malum kelebeğin takılı olduğu damarım daralmıy ve serum oldukça yavaş aktı, hatta bir süre boyunca durdu. Biraz canım sıkıldı aslında ve doğrudan eve geçtim. Arada ufak kaçışlar iyi gelşyor aslında. Bir süre boyunca insanın sadece kendisi ile olması ayrı bir güzel. Aslında bu tedavi süreci oldukça zorlu geçebilecek bir süreç. Ancak bu süreci eğlenceli kılmak elimizde; küçük kaçamaklar, ufak gezintiler oldukça güzel oluyor. Bir süre boyunca insan sorunlarından uzaklaşabiliyor bu vesile ile, Bu gün son önerim ise herkesin bir sığınağının olması yönünde. Nefes almaya ihtiyaç duyduğunuzda gideceğiniz ve istediğiniz huzuru orada bulabileceğiniz bir yer olabilir. Önemli olan o ufak kaçamağı ayarlayabilmekten geçiyor. Tavsiye ediyorum.   (dördüncü sonundu uyku süresi:2 saat çivarında)

5.Gün: 5 gün aslında oldukça sakin geçti. Sabahın erken saatlerinde yola çıktım ve hastaneye doğru ilerledim.  Bir çok şeyi kafama takmamaya çalışıyorum bu süreçte. Yoksa her şeyi düşünüp, tasarlayarak yalan yanlış sonuçlara ulaşmak istemiyorum. Daha önce çok düştüğüm bir hatadır benim. Psikoloji de düşünce yanlışları olarak da adlandırılan ve insan beyninin yanlış düşünceler etrafında yanıltıcı bilgiler üretmesine deniyor. Ms gibi bir hastalığınız var ise düşünce yanlışlarının da sayısı bir hayli çok olabiliyor. Bu nokta da benim çözüm yolum olaylara objektif ve dışarıdan bakmaya çalışmaktan geçiyor. Olan biteni gerçekçi, doğrucu gözlerle gördüğümüz zaman içimizde ki kafesten çıkmanın yolunu daha kolay bir şekilde bulabiliyoruz.   (beşinci sonundu uyku süresi:yarım saat civarında)

6.Gün: Gece uyumamamın da etkisiyle benim için oldukça zor başlayan bir gündü benim için. Sabah saatlerinde o kadar yorgun hissediyordum ki ayağa kalkacak halim bile yoktu. Oldukça uzun bir süre boyunca gidebilecek miyimi düşünüp durdum. Hastane işlerini hep kendim tamamlamak istediğimden dolayıdır ki kimseden yardım istemek niyetinde değildim. Ancak öyle bitkinlik vardı ki bende ayağa kalkacak gücü bile bulamıyordum. Bir süre daha oyalandıktan sonra bir deli cesareti buldum kendimde ve giyinip çıktım. Aslında su günün bir kaç tane önemli noktası var. İlki altıncı gün olması ve kortizonun bitimine yaklaşmam. Ancak bir diğer taraftan elimde ve kolumdaki uyuşma tam olarak geçmedi. Bu durumda beni başka bir karara sürükleyebilir. Acaba on güne çıkarsam mı kararını kafamda tartışıp iyice düşünmeliyim. Elbette doktorumun söyleyecekleri oldukça önemli ama bu kararın sorumluluğunu almam gerektiğini hissediyorum. Bir riğer önemli nokta atak olduğunu fark ettiğim andan itibaren görmezden geldiğim sorular. Atak dendiği zaman büyük bir belirsizlik oluşuyor. Acaba tam olarak iyileşebileceğimden tutun aklınıza gelebilecek her şeye kadar düşünceler doluyor aklınıza. Sonra bu kötücül düşünceler ise sizi aşağılara sürüklüyor. Psikolojide bu tarz düşüncelere "düşünce hataları" deniyor. Düşünce hataları yanlış fikirlerin güçlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan ve hayatımızı kötüleştirmeye yetecek kadar önemli yanlışlardır. Ben düşünce hatalarım ile mücadele etmenin en iyi yolunu duruma objektif bakmak ile çözdüm. Derinlerinizdeki bir ses size "sen iyileşmeyeceksin" dediği zaman olaya gerçekçi bakıp ona "elbette iyileşeceğim" diyebilmektir aslında çözüm.  Bu noktada içimde ki kötücül düşüncelerin sayısı da giderek artıyor. Özellikle sağ elimden gelebilecek bir atağın benim ne denli önemli olduğunu geçen yazımda anlattıktan sonra daha bir önem taşıyor. Sağ elim benim için yazı ile eş değer ve yazı da yaşamakla. Dolayısıyla yazı yazamayacak olmak bende derin bir travmanın başlangıcı olabilir. Bir diğer taraftan ise kendimi bu düşüncelere bırakmak istemiyorum. Sonuçta elim daha fazla düzelmesi bile şu anda rahatlıkla yazı yazabiliyorum. Bu şekilde kendimi rahatlatabiliyorum aslında. Tabi ek olarak da yarının kimseye vaat edilmediği ile alakalı. Yarın olabilecek bir olay için şimdiden kendimi bitirmenin bir anlamı yok. Konu yazı yazmak ise adam ayağıyla bile yazabiliyor, ben istedikten sonra neden olmasın. Bence M.S gibi bir hastalıkla uğraşırken en önemli olan nokta kendinizi hayatın akışına bırakabilmenizde yatıyor. Yoksa yarın ne olacağını içimizde kurgulayıp durursak, o yarını çok rezil bir halde bulabiliriz. Bazen hayatı olduğu gibi kabullenmek gerekiyormuş ve sonrasında onu istediğimiz gibi süslemek.   (altıncı günün sonunda uyku süresi: dört saat civarında)

7.Gün: Evet bugün normalde kortizonun son günü. Sabah erken saatlerinde bitiriyorum onu da ve büyük bir rahatlık başlıyor. Belki çok fazla düşünmeme gerek yok bu aşamada. Doktorumla konuşup neler yapabileceğimizi konuşmanın vakti geldi artık. Fazladan 3 gün daha kortizon almamın beni engelleyecek bir tarafı yok. Göz açıp kapayıncaya kadar geçer zaten. 3 gün fazladan kortizon almaya alıştırdım aslında kendimi. Hem bu sayede daha fazla iyileşebilirim düşünceleri arasında doktorumu arıyorum. Bana çarşambaya kadar beklememi ve eğer ihtiyacım olursa onu görmemi söylüyor. Bu sayede iyileşmenin derecesini anlamam için bir kaç günüm oluyor ve rahat kafa ile yapabilirim bunu. Ayrıca bizim ev boya olduğu içinde pek düşünmeye vaktim kalmıyor, güzel bir gelişme bu da.   (yedinci günün sonunda uyku süresi: dört saat civarında)  

Anlatıma devam etmeden önce çarşamba günü doktorumu ziyaret ettiğimi söylemem gerek. Neler konuştuğumuza gelince ise 3 gün daha kortizona devam etme kararı aldık benim isteğim doğrultusunda. Ayrıca koruyucu iğnelerimin beni pek de iyi koruyamadığını karalaştırdık.  
8.Gün: Geldik 8. günün kortizonuna. Hemen Cerrahpaşada iken almak istedim bu günlük dozumu. İlaçlarım eczaneden geldi ve başladık. Aslında bu günlük dozu aldıktan birkaç saat sonra elimin uyuşukluğunun azaldığını hissettim ve bu beni inanılmaz mutlu etti. Zaten oldukça neşeliydim, üzerine eklendi diyelim. Her şeyi olduğu gibi kabullenme adına oldukça önemli adımlar attım. Gelecek kimseye vaat edilmemiştir derler ya bende sadece günüme odaklandım gün boyunca. Ayrıca başka önemli gelişmeler de oldu ancak bunları size ilerleyen zamanda kesinlik kazanmaya başladığında anlatmak istiyorum. 8. gün de bu şekilde bitti, Uyuycaz, uyancaz 9. gün olacak. Tabi uyuyabilirsek.   (sekizinci günün sonunda uyku süresi: yarım saat civarında)   

9.Gün: Uykusuz geçen başka bir gecenin ardından sabah yatağımdan zoraki bir şekilde çıkabildim. Kortizonun bende ki en ciddi yan etkisi uykusuzluk oluyor maalesef. Çok az uyumama rağmen bir şekilde ayakta durabiliyorum ama öyle zamanlar oluyor ki kolumu kıpırdatmaya halim bile olmuyor. Bu sabah da o şekildeydim. Hiç gücüm yoktu ama evde oturmamın da bir şeyi çözmeyeceğimi biliyordum. Evden çıktım ve hastaneye doğru yolculuğa başladım. Artık son iki kortizon kalmıştı ve bu dayanma gücüme oldukça destek oluyordu.Gittim hastaneye, bağlandı serum ama inanılmaz yavaş akıyor. Sonuna kadar 13 dakikada bitmesi gereken serum 1 saatte yarıya gelmemişti. Orada beklemek çok sıkıcı, kitap okuyayım diyorum olmuyor. Müzik dinleyeyim diyorum olmuyor. En sonunda dayanamadım ve hemşireyi çağırdım. Meğerse serumun ucu damar yolundan çıkmış ve derimin altına akıyormuş. Kolum şişmiş bayağı. İşte yeni bir damar yolu açtırıp devam ettik. Kısa bir süre sonra bitti. Bunu anlatmamın sebebi aslında deneyimlerimi paylaşmaktı. Benim daha önce başıma gelmemişti ve bilmiyordum. Şildi size anlatıyorum ki ileride bir gün başınıza gelirse o kadar beklemeyin, çağırın hemen hemşireyi. Bununla birlikte sakin bir ruh hali içerisindeyim, huzurluyum. Elimin düzeldiğini hissediyorum. Ayrıca geriye bir tek gün kalmış, değmeyin keyfime. Bugün için anlatacak başka bir şey yok. Yarın görüşürüz.   (dokuzuncu günün sonunda uyku süresi: iki saat civarında)    

10.Gün: Evet bugün artık kortizonun son günü. 10 gün kortizon ve iki günlük ara artık bugün sona eriyor. Damar yolu bulundu mu aman bulunmadı yok efendim kelebek damar yolundan çıkmış gibi dertler de ortadan kalkıyor. Gerek uykusuzluğun o yorgunluğu olsun gerekse bütün diğer yan etkileri kısa zaman sonra ortadan kaybolmuş olacak ve ben hiç bir şey olmamış gibi hayatıma devam edeceğim. En çok da bu heyecanlandırıyor beni aslında. Bir önceki gece yine doğru dürüst uyuyamadım. Uykusuzluk beni çok zorladı bu kortizonda da ama sivilce ve diğer yan etkileri görmedim. Kortizon depresyonu olmadı mesela. Süreci iyi yönettiğimi düşünüyorum. Canımı sıkmak, moralimi bozmak için yeterli sebep varken hala dik durabilmem oldukça önemli bence. Atağımın sağ elimden geçirmem bile fırtınalara balıklama dalmam için yeterli olabilirdi ama süreci çok iyi yönettim. Her ne olursa olsun hayatıma devam edeceğim dedim kendime ve bunun için de tüm gücümle çabaladım. Başardığıma inanıyorum. Oldukça zorlu geçen 10 küsur günü çok iyi atlattığımı ve bu sürede eksildiğimi değil arttığıma inanıyorum. Önemli olan bu zaten. Her ne yaşarsak yaşayalım eksilmemek, artabilmek. Son kortizonu da aldım bugün ve istediğim tek şey güzel bir uyku çekebilmek ama acelem yok. Hayata geri döndüm. Elimdeki uyuşukluk çokça azaldı. Son sözlerimi söylemeden önce ufak bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Dışarı çıkın. İçinizde yeteri kadar zaman geçirdiniz. Şimdi dışarı açılma zamanı. Gün yüzü görmek, temiz hava almak hepimizin hakkı. İçinize daha fazla kapanmayın artık, açılın. Dışarı çıkın ve her ne olursa olsun, her ne yaşarsanız yaşayın eğlenin.

Hepinizi çok seviyorum, görüşmek üzere 


1 Haziran 2011 Çarşamba

Bir atağın anatomisi, fark ediş

Şimdi size henüz deneyimlediğim 5. atağımın hikayesini anlatmak istiyorum, Bugün ikinci kortizonumu aldım ve 7 gün boyunca devam edeceğim. Yine daha önceki atağımda izlediğime benzer bir anlatım kullanmak istiyorum. Önceki atak yazımı okudum az önce ve bende ki büyük değişimin farkına vardım. Ben korkmuyorum, atak olmuş aman ne olacak diye endişe etmiyorum. Her gün ataktı değildi gibi paranoyalara girmiyorum. Bu kendi içimdeki tedavinin oldukça başarılı olduğunu gösteriyor. Blogumun gerçekten işe yaradığını  görüyorum ve bu beni inanılmaz mutlu ediyor. Yine önce fark ediş sürecimi gün be gün anlatmak istiyorum ve ardından tedavi kısmına geçeceğim. Bu şekilde daha aydınlatıcı olacağını düşünüyorum.

Geçen atağımda 3 olay oldu demiştim. 3 tane oldukça ciddi ve etkili olay olmuştu ancak bu sefer sadece bir olay oldu ve onun da atağa sebebiyet vereceğine inanasım gelmiyor pek. Önce onu anlatayım size. İş yerinden ayrıldım. Yerime yaz stajyerleri gelebilsin diye gibi deli saçması bir sebeple hemde. Benim içim üzücüydü aslında. Yaptığım işi seviyordum, birlikte çalıştığım insanları seviyordum. Arkadaşlarım oymaya başlamıştı. Ayrıca ben oraya kadroya alınabilmek için girmiştim ama bu kadar saçma bir sebeple iş haddime son verildi. Üzüldüm ama atak geçirmeme sebep olacak kadar da üzülmedim doğrusu. Bu sene hiç hasta olmadım ve güneş altında uzun süre kalmadım. Atak geçirmem için geçerli hic bir sebep olmamasına rağmen demek ki düşündüğümden daha fazla üzmüş beni iş olayı. Bilinç altımda bayağı bir fırtına kopmuş demek ki. Bunların hepsi deneyim elbette. Neyse ben lafı fazla uzatmadan konuya döneyim.

1.Gün: İşten ayrılırken elime kaynar su dökülmüştü ve parmaklarımda bir miktar hissizlik vardı. İlk gün bu hissizliğin arttığını fark ettim. Her halde vücut kendini iyileştiriyordur diye önemsemedim de. Atak olduğu aklımın ucundan bile geçmedi. Normal bir durum diye bakıyorum oluya. Sağ elimin işaret parmağımın ucunda hafif bir uyuşukluk olarak başladı ilk günde.

2.Gün: 2.Gün de uyuşukluk parmağımın ucundan biraz daha aşağılara indi ve baş parmağıma sıçradı ama hala atak olduğundan şüphelenmiyorum. Hasta olmamışım, moralim bozulmamış neden şüpheleneyim ki? Aklımın ucundan bile geçmiyor.

3.Gün: Uyuşukluk artık baş parmağımın altında avucumun içinde kalan bölüme sıçradı ve parmaklarımın geri kalanında da görülmeye başladı. Burada uyuşukluk kavramını biraz açmam gerekir sanırım. Hani parmaklarınıza Japon Yapıştırıcısı damlar da onu kazıyana kadar dokunma duyunuzun bur kısmını yitirirsiniz, aynı onun gibi. Parmak uçlarımdan bahsettim ya sanki sertleşmiş ve daha az hissediyorum gibi. Atakların açıklanmasında, anlatılmasında zorluk çektiğimizi bildiğim için elimden geldiği kadar detaylandırmak istiyorum. Aileme anlatırken kullandığım bir diğer yöntem de bacağın uyuşması gibi olduğunu söylemekti. Hani bacağınız uyuşur sonra ayağa kalktığınızda karıncalanır ya ve karıncalanan bölgeye dokunduğunuzda gıdıklanma tarzında bir duygu hissedersiniz ya ben de bir yere dokunduğum da ona benzer bir duygu hissediyordum. Sanırım yeterli betimlemeleri yaptım. İleriki bölümlerde gerekirse eklemeleri yaparım.

4.Gün: Hem parmaklarımda ki hem de avucumda ki uyuşma artık iyice artmış durumda. Artık atak olması durumu aklıma geliyor ama daha önce de söylediğim gibi atak olması için hiç bir sebep yok. Bunun yerine kendime dedim ki madem atak olması için bir sebep yok o halde atak benzeri bir durumdur. Aklıma da yatmıştı aslında geçiş mevsimlerinde olurdu taklitçi atak benzerleri. Aileme de bu şekilde söylüyordum hep atak değildir.

5.Gün: 5. günde bir süreliğine dışarıya çıkmıştım ve sağ bacağımda diz kapağımın hemen üstünde aynı uyuşukluğun olduğunu fark ettim. Diz kapağımın üstünden itibaren 15 santim kadarlık bölgede aynı uyuşukluk vardı ve yürürken beni inanılmaz rahatsız ediyordu pantolonun sürtmesinden dolayı. Atak olma ihtimali büyük orunda artmıştı ama hala bir sebep yokmuş gibi geliyordu ve o ihtimali hep göz ardı ediyordum. Nasıl olsa atak ise eğer ne yapılacağı belliydi. Ayrıca bugün doktorumu aradım ve bana atak olma ihtimalinin olduğunu ama biraz daha beklememiz gerektiğini söyledi. 

6.Gün: Elimdeki ve bacağımdaki uyuşukluk gün geçtikçe artıyordu ve bende evet atak olabilir, atak gibi duruyor demeye başlamıştım. Yazının başında bahsettiğim değişmem burada çok net görülebiliyordu. Gerçeği söylemem gerekirse umurumda değildi pek. Alışmıştım artık süreci o kadar iyi biliyordum ki endişe etmeme gerek kalmamıştı. Nelerin olabileceğini biliyordum, olabileceklerle nasıl başa çıkacağımı biliyordum. Hatta şöyle söyleyeyim benim ms ile ilgili en büyük korkum sağ elimi kullanamamamdır. Sonuçta yazı yazıyorum ve yazı benim hayatımın en önemli parçalarından birisi. Sağ elimi kullanamamam yazı yazamamam anlamına geliyor ki daha korkuncu yok benim için ve bu atak sağ elimden geliyordu. Ancak bunu da umursamadım. Sol elimle yazmayı öğrenirim dedim kendime. Adamlar ayakları ile yazıyor ben sol elimle mi yazamayacağım. Öncesinde en çok korktuğum şeyden artık korkmuyordum ve bu hep yüzleşmek ile olmuştu.

7.Gün: Sağ elim bacağım derken sağ koluma da sıçrayınca kesin olarak atak dedim artık. İşin garibi bunu çok olağan karşılamamdı. Bu süreçte sürekli olarak kafamda kurmadım, endişe etmedim.Msi hayatımın bir parçası olarak görmemle ve onu yaşantıma dahil etmemle alakalıydı hep. Ondan kaçmayıp, onunla yüzleşmem ve onu kendimin bir parçası olarak görmem bende ki bu rahatlığın sebebi olmuştu.

8.Gün: Hafta sonu olduğu için doktorumu aramadım ve belki diyerek bir kaç gün daha beklemek istedim. Belki gerçekten atak değildir. Hani olmaz ya umutları işte. Uyuşukluk sağ kolumu kaplamaya başlıyor bu günde ama geceleri kabuslar görmüyorum.

9.Gün: Artık uyuşukluk sağ kolumu kaplamış durumda ve bacağımdaki uyuşukluk kasıklarıma kadar gelmiş. Elimin ise tamamı aynı şekilde. Artık kesin atak. Yarın olsun doktorumu arayacağım ve tedaviye başlayacağım artık. 

10.Gün: Sabah saatlerinde doktorumu arıyorum ve ona durumumu anlatıyorum. Ciddiyi olmayan bir atak olabileceğini söylüyor bana ve kan tahlillerimi yaptırıp yarın onu aramamı ekliyor. Kan tahlillerini yaptırıyorum ve ertesi gün sonuçlarımı aldıktan sonra arıyorum. Gel diyor bana ve arabaya binip Cerrahpaşa'nın yolunu tutuyorum. Gittiğimde doktorumun annesinin vefat ettiğini öğreniyorum ve başka bir doktora görünüyorum. O da yazıyor kortizonlarımı ve o gün başlıyorum tedaviye. Elbette bunları bir sonraki yazımda anlatmak istiyorum. Başınız sağ olsun Sebahattin hocam, dualarımız hep sizinle.

Son olarak kısa bir not düşmek istiyorum. Bu süreci bu kadar hafif atlatmamın sebebi daha önce de söylediğim gibi kabullenmem ve mse karşı olan mücadelemde aldığım yol olabilir. Bu sebeple kabullenme sürecim daha kısa sürmüş olabilir. Bir sebep daha var ki ataktı değildi sürecini yaşamamış olmamdır o da. Bu sebeple o sürecin getirdiği ağır yükün altında kalmamış olabilirim. Moralim bozulmamış, canım sıkılmamış olabilir. Bu doğru olsa bile mücadelemde başarılı olmamış olsaydım bu kadar kolay atlatamazdım. Bundan eminim işte. Yaptığımız hiç bir şey boşuna değil dostlar ve inanan bana hepsine fazlasıyla değiyor. Kalan bölümü ilaçlar bittiği zaman yazarım. Hadi öpüyorum hepinizi.


13 Nisan 2011 Çarşamba

Ms ve iş hayatı


Efendim önceki yazılarımı okuyanlar işe girme konusunda nasıl sıkıntılar yaşadığımı bilirler. Okumayanlar için ise tekrar anlatmak istiyorum. Zaten daha detaylı bir anlatım olacak bu. Msin hayatımızı nasıl etkilediğini, bizi nasıl kısıtladığını anlatmaya çalıştım hep. Benim de iş ile ilgili olarak oldukça büyük bir duvarım vardı. Şunu söyleyerek başlamak istiyorum duvarları inşa eden MS değil, bunu çok iyi biliyorum. O duvarları ben yaptım, tuğlaları üst üste hep ben koydum. Sonra gün geldi duvarı yıkacak gücü bulamadım kendimde. Bu yazı biraz o duvarı yıkmak ile ilgili olacak.Düzenli bir işe girip çalışmak benim duvarımdı ve biraz size o duvarın öyküsünü anlatmak istiyorum. Bir kaç aydır anlatmak istiyordum ama net olarak o duvarın üstüne çıkıp zafer bayrağımı sallamadan da bahsetmek istemedim bu konudan.

Ms büyük bir sürprizdi benim için. Hayatıma girdiğinden beri inanın bütün hayatım değişti. Hayata bakışım o kadar farklılaştı ki bunu anlatmak oldukça güç. Kendime inanmayı bıraktığım zamanlardı. Ben hastayım diyordum kendime ve yavaşça hayat sahnesinde arka plana doğru gidiyordum. "Benim bir geleceğim yok", "nefes alıyorum başka bir isteğim yok", "etrafımdakilere mutlu olsun başka bir şey beklemiyorum" gibi dileklerde bulunduğum zamanlardaydı. Bu şekilde düşünmek oldukça acı aslında. Düşünsenizse kendiniz için bir beklentinizin olamadığını. Tabi bu şekilde düşünmek biraz kolaya kaçmak gibi. Hayatı en kötü haliyle kabullenip ona göre yaşamak başka bir deyişle. Ancak hayat hiçbir zaman o kadar kötü olamaz. Bu düşündüğüm hemen hemen her şey aslında bilincimin beni yanlış yönlendirmesinden ibaret. Daha önce anlattım "bir geleceğim yok" söyleminin ne ölçüde yanlış olduğunu. Sanki zifiri karanlık bir odaya çekilip, orada duvar dibine sığınırsak eğer her şey geçecekmiş gibi geliyordu. Öyle de yaptım. Özellikle iş konusunda bunu en iyi şekilde yaptım hemde. Kendimce sebeplerim vardı evet ama bu sebeplerin yerine mse sığınmam çok yanlıştı.

Şimdi biraz bu "iş" konusundaki duvarın hikayesini anlatayım size. Daha önce biraz bahsetmiş olsam da tekrarlamak iyidir sanırım. Ben üniversite 2.sınıfa giderken yaz döneminde stajım vardı. Staja başladım tabi ama çok uygunsuz şatlarda çalışıyordum. Kalitesiz besleniyor, aşırı sıcak bir ortamda çalışıyordum. Elbette benim içinde bulunmamam gereken şartlardı. Kendime dikkat etmem gerekirdi. Yapmadım ben ve staja devam ederken atak geçirdim. Sonra işi bıraktım bu arada. Hastanede geçen süreci tekrar anlatmama gerek yok ama ikinci atağımı bu sebeple geçirince oldukça derin izler bıraktı bende. Bir de göz ardı ettiğiniz o Ms isimli kabusu göz ardı edemeyeceğimi öğrenmem ayrı bir travmaydı. Sonraki sene bir stajım daha olmasına rağmen onu yapmadım ben. Daha doğrusu yapamadım. O kadar korkuyordum ki atak geçirmekten içinde çalışmak olan bir cümle kuramaz olmuştum neredeyse. 

Tabi bu hayatı yanlış anlamamdan başlayarak kendime ördüğüm duvar her geçen gün büyüdü. Üniversiteyi bitirdiğim zaman bir iş bulmam gerekiyordu. Ancak bunu yapacak güce sahip değildim. Bunu söylemek zor gerçekten, inanın oldukça güç anlatmak. Kendimce sebeplerim vardı elbette, bazılarında haklıydım da ama herkesi karşıma almam büyük hataydı. Düşünsenize 5 yıl üniversite okuyup ardından eve kapandığınızı. Evet evim benim o zifiri karanlık bölgemdi. İçine gömüldüm iyice. Her geçen gün oda daha karanlık oldu ve ben o duvarı daha da büyüttüm. Sonra öyle bir hal aldı ki onu geçebileceğime inanmıyordum. Ne zaman bir işe başvurmaya kalksam içimde bir ses daha doğrusu sesler "oğuz yapma, tekrar atak geçireceksin" demeye başladı. Daha sonra bu düşünce kalıplaştı ve benim hayata bakışım halini aldı. "İşe girersen atak geçirirsin, atak geçirirsen de yatalak olursun" demeye başladı bilinç altım. Ben her ne kadar bu düşünceleri görmemeye çalıştıysam onlar giderek güçlendi. En kötü ihtimal yok MS te, bunu çok iyi biliyorum. 

Tabi bilinç altınız bu düşüncelerle doluyken aksini yapmanız pek mümkün olmuyor. Bir işe girip çalışmak, kendi hayatınızı kurmak isteseniz bile o sesler hep engel oluyor size. Hatta öyle ki hep bahaneler üretiyor. O bahanelerin gerçek olduğuna inanmanızı sağlıyor sonra. Bütün bu düşünceler de duvarımızın büyümesini sağlıyor. Şöyle düşünün işe girmem gerekiyordu ve ben bu konuda ele avuca sığan bir adım atmam 2.5 yıl sürdü. Bu 2.5 yılda herkesi karşıma aldım ben ama o kadar korkuyordum ki bir şey yapamadım. O küçük, ufacık, karanlık köşede kalmaya devam ettim. Çok istememe rağmen çıkmaya hiç çabalamadım ben. Tam duvara tırmanmaya başlayacakken hep vaz geçtim. O duvara tırmanmayı hiç denemedim ben. Belki de düşündüğüm kadar yüksek değildi. Belki de tırmanmak düşündüğüm kadar zor da değildi. Ancak bunları bilemedim ben, asla öğrenemedim. O duvarı ben yaptım, kendi ellerimle yaptım hem de. Sonra kendi yarattığımın karşısında aciz kaldım. Anlattıklarımın hepsini yaptım ben, hatta daha fazlasını. Düzgün bir işe girip çalışmayı hiç denemedim. Bu da benim ayıbımdır, güçsüzlüğümdür. İş hayatı bizim için zorluklar barındırıyor evet. Ancak düşündüğüm şekilde değil. Kesinlikle değil.

Bunları anlatıyorum çünkü duvarımın yıkılış hikayesi olacak bu. "Yeter artık" dediğim ve o zifiri karanlık odadan çıktığımın hikayesini dinleyeceksiniz. Bu blogu açma nedenimi biliyorsunuz. Ms ile birlikte gelen bütün kısıtlamalardan kurtulmak istiyordum ve şimdi belki de en derin, en kökleşmiş olanı yıktım. İşe başladım, evet. Bu noktaya gelmek çok zordu benim için ama hiç pes etmedim. Ben bu duvarı yıkacağım dedim hep ve sonunda başardım. Nasıl başardığımı anlatmak güç. Ancak bu blog sayesinde olduğunu biliyorum. Peki blog bana ne yaptı diye sorduğumda "kendimi keşfetmemi ve gerçeklerle yüzleşmemi sağladı" diyebilirim. Yani benim bunca zamandır kurguladıklarım aslında sahteydi, bilinçaltımın bana oynadığı oyunlardı. Hemen hemen her düşünce yanlıştı kabul ediyorum. Onlara inanmak ta kolayıma geldi ama aslında onlara inanmak daha zor yoldu. Sadece onları dinledikçe kendimden uzak durabiliyordum. Bunu yüksek sesle söylemek istiyorum ve bu blogda sürekli olarak tekrar edeceğim "Ben kendimi seviyorum her ne yaşarsam yaşayayım. Kendimi keşfettikçe hayat daha anlamlı oluyor, daha fazla keyif alıyorum. O karanlık odadaki gibi değil hayat. Çok ama çok daha güzel dışarıya çıkınca."

Şunu çok iyi biliyorum ki şu dünyada hiçbir şey kendime vereceğim zararı bana veremez. MS mi? Güçlenmesine izin vermezsem korkmama hiç gerek yok. Bunun üstesinden geleceğime yürekten inanıyorum ve sizlere tüm kalbimle güveniyorum :)